Ulusal Baskı Burjuvazinin Politikasıdır

Ulusal sorunu olmayan ülkelerdeki sınıf hareketinin gündeminde ulusal sorun olmaması ne kadar olağan ve anlaşılırsa Türkiye’deki sınıf hareketinin gündeminden ise ulusal sorunun hiç düşmemesi de bir o kadar olağan ve anlaşılırdır. Çünkü Kürt ulusuna yapılan milli baskı hafiflemek yerine gün geçtikçe şiddetlenmektedir. Sadece Kürtlere yapılan baskıyla da sınırlı değil, Arap, Rum, Ermeni, Yahudi, Pomak, Laz, Çerkez, Gürcü, Roman vd. çeşitli azınlık milliyetlere de baskı uygulanmakta ve tarihi geçmişiyle asimilasyon – Türkleştirme – bir devlet politikası olarak yürütülmektedir. Kapitalist üretim koşullarının kaçınılmaz sonuçlarından biri olan ulus devletleşme sürecinin genel olarak tamamlandığı nüfusu bir milyon ve beş yüz bin den küçük olan onlarca ulus devletlerin yanı sıra kent devletlerinin olduğu dünya şartlarında gelişme yönüne ayak direyen Türk burjuvazisinin ısrarla ve zalimce Kürtlere karşı yürüttüğü milli baskı politikası Ortadoğu’da son on yıldaki değişim ve gelişmelerle beraber yeni bir aşamaya evrilerek çok daha şiddetlenmiştir. Türkiye’nin Kürtlere yaptığı Kuzey Kürdistan ile sınırlı değil, Batı Kürdistan (Suriye devlet sınırları içinde) Güney Kürdistan (Irak devlet sınırları içinde) Kürtlerine doğru kaymış ve aktif işgalci bir savaş biçimini almıştır. Kürtlere karşı savaş, dış politikada yayılmacılık emelleriyle birleştirilirken içeride de Türk işçileri ve emekçileri, komünist hareket, aydın ilerici kesimler üzerinde baskı olabildiğince arttırılmıştır. Kazanılmış tüm demokratik hakların çiğnenip yok sayıldığı mevcut politik koşulların siyasi karakteri yasaklar, baskı, tehdit, kaçırma, öldürme, Kürtlere yapılan kitle katliamları, (2015-16 süreci) Suruç, 10 Ekim Ankara, Mersin, Amed vd. kitle protestoları ve HDP bürolarına yönelik bombalı saldırılarla katledilenler faşist devlet diktatörlüğü politikasına karşı çıkan her kesin tutuklanması ve işçi sınıfı üzerinde kurulmuş muazzam sıkı denetim, çökmüş ekonomik sisteme karşı büyüyen kitlelerin hoşnutsuzluğunun yaratabileceği sonuçlara önlem olarak tasarlanan baskı ve şiddet politikası gösteriyor ki faşizm çok daha katmerleşmiştir. 

Baskı politikası yeni bir şey değil, sömürücü sınıfların başından beri dayandıkları faşist sistemin politikasıdır. Kürtlere yapılan baskı da Osmanlı’dan başlayıp cumhuriyet döneminde faşist-Kemalist diktatörlüğün Qoçgeri, Şex Said, Ağrı, Zilan, Dersim’deki Kürt jenositleriyle sürdürülen Kürtler üzerinde Türklerin imtiyazlı durumu ordu gücüyle dayattığı ve Türk burjuvazisinin Kürtler üzerinde egemen stratejik doğrultusu olarak devletin “milli güvenlik” politikası şeklinde uygulanan inkarcı ve kırımcı politika tüm hükümetler tarafından uygulandığı gibi 2002’den sonra ise AKP-R.T. Erdoğan  hükümeti tarafından da uygulanmıştır. Fakat ulusal baskı şiddetlenmiş ve artmış olsa da uluslararası niteliği olan Kürt ulusal meselesinin çok daha görünür hale gelmesi engellenememiştir. Kürt milli hareketine ağır darbeler vurulmasına karşın ulusal bilincin Kürt milleti içinde gelişmesi durdurulamamıştır. Çünkü her hangi bir ulusun gelişmesi ve siyasi talepleri, diğer uluslar gibi özgür olma arzusu işgal, baskı, tutuklama ve katliamlarla durdurulamaz. 

Ulusal baskı zor yolu ile baskı altına alınan ulusun kaynaklarını talan etme, pazarı denetim almak, işgal edilen ulusun işçi ve köylülerini sömürmek peşinde olan burjuvazinin politikasıdır. Türkiye’de Kürtlere uygulanan milli baskı – diğer çeşitli azınlık milliyetlere uygulanan baskı da dahil – sadece Türklere imtiyaz tanıyan politika emperyalizme bağımlı hakim Türk burjuvazisinin politikasıdır. Temel amaç ekonomik olarak Kürdistan pazarının denetim altında kalması, ulus vergi yolu ile yanı sıra Kürt işçi ve emekçi tüm halkın sömürülmesi bir ulusun köleleştirilerek daha fazla kâr sağlaması, servet ve zenginlik elde edilmesidir. Kürtlere uygulanan baskı ve asimilasyon politikasının toplumsal dayanağı ise Türk burjuvazisidir. Diğer sömürücü sınıflarda bu baskı politikasının ortaklarıdırlar. Kapitalistler sınıfının vahşi vahşi sömürüsü altında olan Türk işçileri, emekçi köylüleri ve tüm halkın hiçbir ulusal baskı savaş ve işgalden çıkarı yoktur. Türk burjuvazisinin baskı ve savaş politikasına karşı Türk işçi ve emekçilerinin göstereceği tavır son derece önemlidir. 

Proletarya Her Türden Ulusal İmtiyaza ve Baskıya Karşıdır

Kürt sorununun çözüme kavuşturulacağı yönlü yıllarca AKP tarafından yürütülen aldatmaca ve tasfiye konsepti varabileceği noktaya ulaşınca çöktü ve savaş bombaları ve mermileri “barış ve çözüm” masasını parçalayıp attı. Kürtler üzerindeki baskının devletin arka odalarında, istihbarat, güvenlik, askeri ve sivil bürokrasiyle müzakere yolu ile sonlandırılamayacağını kabul etmek istemeyenler gerçekle – hala görmek istemeyen ve de yeniden aynı şeyleri yapmaya hazır olsalar da – kaldırılamaz biçimde karşılaştılar. Kürt ulusal hareketinin dil-kültür özerkliği, yerel yönetimlere daha geniş inisiyatif tanınması çerçevesini aşmayan sınırlı demokratik talepler ile Türk burjuvazisiyle uzlaşma arayışı savaşın Türk devleti cephesinden tırmandırılmasıyla noktalanması ulusal mesele ile ilgili izlenen politikaların gözden geçirilmesini gerektiren önemli sonuçlar olduğunu yeniden belirtmek isteriz. Kürtler üzerinde Türklerin imtiyazlı varlığının sonlandırılması Kuzey Kürdistan pazarını kontrol eden emperyalizme bağımlı komprador Türk burjuvazisinden ve Türk devletinden beklenemez. Sorunun çözüleceğine dair düzenlemeler yapılacağı şeklindeki beklentiler yaratma Kürtlere yapılan baskı politikası ve savaşın birer taktik araçlarından sadece birisidir. Kürt ulusal hareketi baskıya karşı savaşmaktadır, ama çözümü yanlış yerde aramaktadır. Küçük ve orta burjuvazinin eğilimini yansıtan demokratik, sosyal reformist kesimlerle kurulan “ittifak” Kürt ulusal hareketi açısından sınırlı talepler uğruna Türk burjuvazisiyle uzlaşma çabasının bir tür cephe gerisi gücüdür. Hem hatalı, hem de ilkesiz bu politik yönelim ulusal sorunun çözümünde bile ilkeli demokratik bir savunuya sahip değildir. Ortalama bir demokrasi için zorunlu olan ilkeler çeşitli reformcu taleplerle uzlaşmaya kurban edilmektedir. 

Genel olarak milli meseleye, özel olarak Kürtlere uygulanan milli baskıya karşı gelişecek toplumsal demokratik bilinç bakımından Türk işçilerinin devrimci tavrı son derece önemlidir. Egemen ve ayrıcalıklı durumdaki Türk ulusuna mensup işçiler Türk milliyetçiliğine karşı güçlü bir sınıf tavrı ortaya çıkaracak boyutta kendisini sınıf mücadelesinde göstermedikleri sürece Türk burjuvazisinin milli baskı politikasında esasta bir değişiklik olmayacak ve Kürtlere karşı her türden zalimlik devam ettirilecektir. 

Üzülerek belirtmek zorundayız ki, Türk işçileri ve emekçileri büyük çoğunlukla hala Türk burjuvazisinin milliyetçi ideolojik düşüncesinin etkisi altındadır. Komünist önderlik altında ulusal meselede ilkeli ve tutarlı enternasyonalizm bilinci Türk işçileri ve emekçi halkı arasında geliştirilmedikçe ve Türk milliyetçiliğinin etkisi emek gücü üzerinde kırılmadıkça Kürtlere yapılan baskı karşısında Türk proletaryasının yükseltmesi gereken enternasyonal kardeşlik tavrına ulaşılması, toplumsal bir baskı kuvvetinin devlete karşı yönelmesi realitesine rastlamak mümkün olmayacaktır. Türk işçileri ve emekçi halk kitleleri üzerindeki hakim ulus milliyetçi düşüncenin etkilerine karşı Türk komünistlerin çok daha kararlı mücadele yürütmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Çünkü bugün Kürt milletinin en haklı, ileri ve demokratik isteklerine hakim ulus milliyetçiliğiyle bilinçleri karartıldığı için Türk işçileri ve emekçi halkı ihtiyaç duyulan desteği vermiyor. Hatta proletaryanın ileri öğeleri arasında yaygın olan sosyal-şovenizm nedeniyle Kürt milletinin haklı taleplerine mesafeli duruşun çeşitli biçimleri iyi bilinmektedir. Hak-İş, Türk-İş gibi sendikalar faşist militarist devlet yapısının işçi sınıfı içindeki uzantıları olarak milliyetçilik bayrağını yükseltmektedirler. Bu nedenle Türk komünistlerin iki yönlü görevi vardır. Birisi: egemen ulus baskısına karşı durmak, diğeri ise Türk milliyetçiliği düşüncesinin Türk işçileri ve emekçi halkının sınıf mücadelesi saflarındaki etkisi olan sosyal-şovenizmi yıkmaktır.

Sosyal-şovenizme karşı mücadele görevi sınıf mücadelesini yükseltmek, bununla birlikte uluslararası komünist proletaryanın ulusal meseleye çözüm formülünde esas aldıkları dayanaklar ve ilkeler savunularak, işçiler bu bilinçle aydınlatılarak başarılabilinir. Kürt ulusal hareketi devlet kurma hedefiyle savaştığında ondan uzak duran, devlet değil reform dediğinde ise alkışlayarak ulusal meselede Kürt ulusal hareketine göre politika yürüten ve proletaryanın ilkeli yaklaşımı terk edildiğinde Türk işçilerinin enternasyonalizm ruhuyla eğitilmesi olanaksızdır. 

Ulusal sorunda komünistlerin iki ilkesel dayanağı vardır: Birisi ulusların özgürce ve bağımsız bir devlet kurma hakkının koşulsuz savunulması, diğeri ise, ezen ve ezilen uluslarda sosyalizm için sınıf mücadelesinde ortak sınıf düşmanına karşı etnik fark gözetmeksizin çeşitli uluslardan proletaryanın sıkı birliğinin sağlanmasıdır. Bu her iki dayanağın biz komünistlerin bilincindeki somut anlamı şudur: Kürt proletaryasının ve emekçilerinin sınıf mücadelesi ile Türk proletaryasının ve emekçilerinin sınıf mücadelesinin birliğinin sağlanmasının birinci koşulu bilinçli Türk proletaryasının – komünistlerin – Kürt milletinin özgürce ayrılma ve bağımsız bir devlet kurma hakkını Türk işçilerine propaganda etmek, koşulsuz biçimde bu hakkı yani Kürtlerin ayrılma özgürlüğü hakkını savunmaktır. Kürt milletinin özgürce ayrılma hakkı Türk komünistleri tarafından Türk işçileri arasında tutarlı ve kararlıca savunulmadan, ulusal sorun çözümünde ilkesel bir tutum olarak ileri sürülmedikçe Kürt ve Türk proleterlerin birliği sağlanamaz. Türk işçileri ve emekçilerinin bilincini zehirleyen Türk milliyetçiliğinin etkisi de kırılamaz.

Komünistler milli baskılara, diller üzerindeki baskılara, ulusal imtiyazlara karşı en önde mücadele ederler ve ulusların tam hak eşitliğini savunurlar. Türk komünistleri de Türk burjuvazisinin Kürt ulusuna ve azınlık milliyetlere uyguladığı milli baskıların en kararlı düşmanıdırlar. Bu amansız sınıf düşmanlığı tavrının belirttiğimiz ulusal sorunda her iki ilkesel dayanak üzerine de Türk işçileri ve emekçilerinin bilinçlendirme mücadelesine dönüşmesi gerekmektedir.

Türk komünistleri Kürt ulusal hareketinin değişen taleplerine göre ulusal sorun çözüm anlayışı ve ilkelerini değiştirmez. Çünkü ulusal soruna yaklaşım ulusların ayrılma özgürlüğü hakkına dayanmazsa Kürt ve Türk işçileri ve emekçilerinin sınıf mücadelesinde birliği de sağlanamaz. Çünkü demokrasi ve eşitlik konusunda tutarlı ve ilkeli olan bilinçli proletarya milletlerin devlet kurma hakkını ezen ve ezilen ulusların burjuvazilerinin kendi çıkar ve hesapları doğrultusundaki uzlaşmalarına feda edemez. Bu anlamda Kürt ulusal hareketinin ileri sürdüğü taleplerden – devlet kurma yada çeşitli reformlar isteme vb. vs. – bağımsız olarak Türk komünistleri taviz vermeden Türk işçileri ve emekçileri arasında Kürt ulusunun ayrı bir devlet kurma hakkını savunma görevini ihmal edemezler. Bu ilke savunulmadan ve pratikte gösterilmeden Türklerin Kürtler üzerindeki üstünlük ve imtiyazlarının sonlandırılmasını isteyen Kürt proletaryası ve emekçilerinden Türk proletaryası ve emekçilerine güvenmelerini beklemek sadece bir hayalden ibarettir.

Lenin yoldaşın aşağıdaki düşünceleri genel olarak her ulustan proleter, özel olarak ise bugün görevlerine işaret ettiğimiz Türk komünistleri için hiç akıldan çıkarılmaması gereken fikirlerdir.

“Sömürüye karşı başarıya mücadele edebilmek için proletarya her türlü milliyetçilikten arınmış olmalıdır; o, eğer deyim uygun düşerse, çeşitli ulusların burjuvazileri arasında üstünlük uğruna süre gelmekte olan mücadele de mutlak olarak tarafsız kalmalıdır. Eğer, herhangi bir ulusun proletaryası ‘kendi’ milli burjuvazisinin imtiyazlarını en hafif şekilde de olsa desteklerse, bu kaçınılmaz olarak öteki ulusun proletaryası arasında güvensizlik yaratacaktır; işçilerin uluslararası sınıf dayanışmasını zayıflatarak, onları bölecektir ve böyle bir duruma sevinecek olan, ancak burjuvazi olacaktır”

Yine başka bir yerde ulusların ayrılma ve devlet kurma hakkı sloganının ileri sürülmesi konusunda V. İ. Lenin:

“Eğer, ulusların ayrılma hakkı sloganını ileri sürmez ve onu savunmazsak, o zaman ezen ulusun sadece burjuvazisinin değil, ama feodal derebeylerinin ve despotizminde oyununa gelmiş oluruz” demektedir.

Egemen ulus Türk milliyetçiliği düşüncesinin etkisinin sosyal-şovenizm olarak Türk proletaryasının çeşitli akımları arasında süren varlığı ulusal sorunda Kürt proletaryasının çözüm formülünün Türk proletaryasının çözüm formülünden farklı olmadığı gerçeğini gizlemeye yaradığı gibi Türk sınıf bilinçli proleterlerin yapması gereken görevlerini de baltalamaktadır. Aynı zamanda bu sosyal-şoven düşünce Türklerin Kürtler üzerindeki imtiyazlı varlığını normalleştirmektedir. Kürt proleterlerin ve emekçilerinin sınıf mücadelesinin yürütülmesi Türk ve Kürt işçilerinin sınıf birliğinin sağlanması gibi sosyalizm gayesiyle mücadele de tayin edici önemde olan meseleler görünmez kılınmaktadır. Kürt milletinin demokratik ileri taleplerini desteklemeyen bu taleplere önemsizmiş gibi mesafeli duran Türk “komünistleri”, “devrimcileri”nin sosyal-şoven sapmalarına karşı proletaryanın enternasyonal bilincinin ulusal meselede geliştirilmesi için sözde değil de gerçekten teorik ve pratiği ile komünist olan komünist harekete büyük görev düşmektedir. 

İkili görevler bakımından bilinçli Kürt proletaryasının görevleri üzerinde de ayrıca durulabilir. Kürt proletaryasının sınıf mücadelesinin pek gözle görülür boyutta olmaması bu teorik saptamaların yapılmasına engel değildir. Bu yazıda esasta ezen ulusa mensup Türk komünistlerin görevlerine dikkat çektik. Biz Türk, Kürt uluslarından ve diğer çeşitli azınlık milliyetlerden proleterlerin arasında eşit olarak kurulması zorunlu birlik ve kaynaşmanın hedeflediği sınıf çıkarlarını savunuyoruz ve bugün Kürt ulusal meselesinde Türkiye sınırları içinde sadece Türklerin devlete sahip olma imtiyazına, Türkçe’nin diğer çeşitli diller üzerindeki imtiyazına, Türklerin Kürtler ve diğer çeşitli azınlık milliyetler üzerindeki her türden ulusal imtiyazlarına karşı Kürtlerin ayrı bir devlet kurma özgürlüğü, devlet kurmada ulusların hak eşitliği, diğer çeşitli milliyetlerin dil, kültür, örgütlenme ve etnik aidiyetleri konusunda hak eşitliğini içeren hakları günlük politikada propaganda, Türk işçileri ve emekçilerinin bilinçlendirilmesi milli meselede Türk komünistlerinin bugün başlıca görevidir.

Biz ulusal soruna sosyalizm uğruna sınıf mücadelesinde Kürt, Türk uluslarından ve diğer azınlık milliyetlerden işçilerin tam dayanışması ve sıkı birliğinin kurulması bakış açısından Türk komünistlerinin görevlerine işaret ederken, her türlü burjuva milliyetçiliğine karşı her ulustan proletaryanın savaşması gerektiğini ve kendi sınıf çıkarlarını en önde tutmalarını savunuyoruz. Biz reformları elbette savunuruz ama reformların peşinde koşmayız, çünkü reformlar değil devrim istiyoruz. Milli meselede baskıyı hafifletecek reformları savunuyoruz, ama reformlarla yetinmeyiz çünkü Türk ve Kürt uluslarının tam hak eşitliğini savunuyoruz ve istiyoruz.

Milli meselede temel şiarımız şudur: ‘Bütün uluslar için tam hak eşitliği, ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı, bütün ülkelerin işçilerinin ve ezilen halklarının birleşmesi’dir.     

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Sermayeden emek güçlerine yeni bir saldırı: Maltepe’de işçiye rağmen imzalar atıldı

Paz Şub 28 , 2021
Print 🖨 PDF 📄 eBook 📱 Haber Merkezi: Maltepe belediye işçilerinin 6 gündür sürdürdüğü hak mücadelesi grevi, sarı sendika ve sermayenin bekçisi burjuva parti CHP’nin anlaşmasıyla sonlandı. Genel-İş İstanbul Anadolu Yakası 2 No’lu Şube üyesi Maltepe Belediyesi işçileri, hakları için çıktıkları grevi 6’ncı gününde sürdürürken Genel-İş Genel Merkez Yönetiminin 4700 […]

Kategoriler


Translate »