Sürgünde su yaralıdır

Fetih Doğan Koç

Su uykuya dalsın, rüzgâr suyun rüyalarına düşsün. Hayat pas tutmuş demir gibi pelte pelte dökülüyor insan teninden.

Tepemizde bulutlar, sis sarmış her yeri. Mülteci yürekler de akşamdır.

Apansız bir tedirginlik iner mağrur hayatlara. Yüzler solgun, acı acı inliyor dudaklar.

Nasırlı ellerinde bin yıllık acının tarihi var. Sofralarda yoksulluğun kokusu vuruyor geceyi. Ateşin tutuşturduğu ezgilerden ince bir melodinin sesi dolaşıyor sokaklarda.

Sürgünde yürek yaralıdır

Düşen yağmurların sesinde akıp gidiyor zaman. Zaman kırık bir sazdır vuruyor hayatın tellerine.

Her acı bir öykü yazdırır kayalara. Her dağ ağıtlarla uyanmıştır. Her çığlık bir vadiye gömülüştür.

Közde çıkan duman gibidir ömrümüz. Tezek kokusuna hasret kalan hamurun mayası gibiyiz.

Seni düşündüğüm de buhar gibi akıp gidiyorum. Acını dili yok ki. Olsaydı kelimelere döker, bir şiire yükler gönderirdim. Ne sen varsın ne de ben. Yokluğun boşluğunda, sızıların içinde, bizi söyleyen bir ezginin sözlerindeyiz. Ne acının merhameti var bize ne de bu kahrolası dünyanın. Puştluğun kol gezdiği düzende, hayata tutunuyoruz, kirlenmeden, masumiyetin en mahsun yerine tutunarak hem de…

Yük ağırlaşıyor her yeni günde. Günün ilk ışığı gibi, ince bir sızı vuruyor pencereyi. Ağulu bir bıçak gibi gelip yüreğime vuruyor sensizlik.

Her dal kendi ağacına tutunmuş. Karıncalar ve kuşların mekânı olmuş ağaç. Yaprağa uzanmaz eller. Dal, Yuva tutmuş kuşlara. Hiçbir sözün hükmü yoktur, hiçbir kalem tutmaz notumu. Öylece akıp gidiyor ömür.

Sürgünde Bahar yaralıdır, göz pınarlar mağdurdur

Kanım üşüyor, damarlarımda gezen sevdanın sıcaklığı üşüyor. Gözlerimde seni gezdiriyorum yürüdüğüm bu tenha tedirgin sokaklarda. Köklerime tutunuyorum platona ağacı gibi. Hayıflanma, alışırsın diyorlar. Tarifsiz bir ağrı beni dövüyor. Param parça bir nar gibi dağılıyorum.

Bir sevda dolaşıyor damarlarında. Kanında, can evinde, yüreğinde bir acı gibi damıtır seni. Köklerine tutunmuş bir çınar gibi alışırsın bu kahıra. Bir ağrıya terfi edercesine sızlanarak, kendi gerçekliğine ağlarsın öylece. Ne kadar alışsan o kadar ağlarsın geceye.

Nerde, nasıl öleceğini kestirmesin. Tarihe düşürdüğün notlar gölge gölge çöker üstüne. Akşam geceye, gece karanlığın kolların düşer sensizliğin yokluğunda. Her kıpırtı bir umut ve umut tedirgin olur hayatımızda. Hayat kör bir kuyudur kazılmış yolumuza. Düşme desem hükümsüz oluyor lafım. Düşmüşüz ikimiz de öylece çırpınıyoruz kör kuyuda. Bulutlar üstümüzde tenha tenha akıp gidiyor zamansızlığa.

Sürgünde infilak olmuş sevdalar

İnfilak olmuş yaşamlar geçiyor filmlerde. Cehennemin ve cennetin yolcusu yok bu diyarda. Şarabın demine düşmüş herkes ve kim ne söylediğini bilmeden vuruyor lafını ve çekip gidiyor öbür tarafa.

Uykusuz geceden kalan mağdur gözlerler güne tutulmaya çalışıyor yoksulluk ve fabrika işçileri. Bir öğretmenin hayata bakışını kimse aldırış etmiyor. Oysa en çok not verendir hayata dair. Bütün çocuklar küfür sallar sabahın alaca tan şafağında, not düşüren bütün öğretmenlere. Hayat işte herkes kendi bakışıyla vurup geçiyor.

Anlamın hükmü yoktur. Anlamsız hükmü sarmış bizi. Yıldızların tanıklığıyla hep izledik ay ve mehtabı. Şiirler ve şarkılar sadece bizi kandırarak ve ağlatarak eşlik etti eksik yanımıza. Tepeden tırnağa hüzün vuruyordu iç dünyamıza. İçten içe kemirdik kendimizi ve bugüne geldik. Gün ağırmış, turnaların göçüne yol açmış.

Her iklim ağır bir yüktür, her mevsim acıdır, kederdir, derttir. Her mevsim sürgündür bizde. Acıyla kavrulmuş tarifsiz bir hüzündür akıyor yıllara. Yılların ağırlığı çökmüş sırtımıza öylece dövüyor cesedimizi. Kaldır, kaldıra biliyorsan bu acı çeken yüreği.

Sürgünde gün karanlıktır, sevdalar yanıktır

Her kapı bir ayrılığa açılıyor. Her pencere bir firarin düşüyle kapanıyor. Eski bir yara gibi akıyor ırmaklar. Ay ve yıldızlara daha ne kadar tutuna tutuna yürüyeceğiz kimse bilmez. Serüvensiz renkler tuvale sinmeden bitiyor tablo. Hayalimden çocukluğumun haylaz günleri geçiyor. Hiçbir fotoğraf karesine sığmayan çocukluğum. Çocukluğuma ağlayarak savuruyorum küfürleri. Ama ne fayda. Geçip gitmiştir artık.

Sürgünde hayat hazin bir figürandır

Sahtekâr hayatların figüranlarıyız. Bir kavalın dertli çıkan sesinden akarak, ya da bozuk bir kemanın tellerine asılarak mırıldanıyoruz ulu orta. Bir bebeği emziren memeye göz dikeni lanetleyerek isyan eden figüranlarız.

Her söz, her çığlık ve her başkaldırış isyan ederek sürgüne düşmüştür. Her hayat bir mültecidir filizlendiği yerde. Zaman, zamana savrulmuş. Hiçbir ayak izi yoktur geçtiğimiz patikalarda. Her sürgün bir yerlerde ölüp bitmiştir. Mekânsız düşlerin yalanına ve hayaliyle uçup gitmiştir bir başka mekâna.

Sürgünde gecedir, sürgünde karanlık. Fırtınaya kapılan ormanın savurgan dallarında sallanıyor sürgündeki sen, ben, o ve bizler. Sürgün can evinden vurulmuş yaralıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

TDİ ‘hasta tutsaklar serbest bırakılsın’ kampanyası başlattı

Çar Eki 20 , 2021
Print 🖨 PDF 📄 eBook 📱 Haber Merkezi: Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi (TDİ), hapishanelerde yaşanan işkence, baskılara, saldırılara ve infaz yakmalara karşı İHD İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısında konuşan Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu, hapishanelerde koşulların giderek ağırlaştığını, baskının arttığını söyledi. İktidarın yeni bir infaz sistemini […]

Kategoriler


Translate »