SOVYETLER DENEYİMİ VE MİLLİYETLERE AİT SOSYALİST PARTİLERİN ÖRGÜTLENME BİÇİMİ/MKP Kongre Kararları (10)

  • Partimiz, ulusal baskıya karşı çıkmış, Kürtlerin kendilerini ayrı bir devlet olarak örgütleme hakkını savunmuştur, ama Kürt proletaryasının komünist mücadelesinde yapması gerekli görevleri yapmamıştır. Kürt ve Türk proleterlerin enternasyonalizm ilkesi temeline dayanan örgütsel birliğini teorik açıklıkta ortaya çıkaramamış, örgütlenme modelini Kürt işçilerinin Komünist örgütüyle birlik temelinde mücadele etme perspektifi seviyesine çıkaramamıştır. Sınıf bilinçli Kürt proletaryası ulusal etkeni dikkate alan Kürdistan’da komünist örgüt kurulmasına dair düşünce ve pratik çaba ‘’Seksiyon-revizyonizmi’’ etiketiyle reddedilmiştir. Neyi savunursa savunsun Kürdistan’da bir komünist partisi kurulmasını ‘’Milliyetçilik’’ ‘’Ayrılıkçılık-Ayrı örgütlenme’’ olarak damgalanmıştır. Sosyal-şovenizm bakış açısından çok milliyet-li devlet sınırlarında milliyetlere ait sosyalist parti seksiyonların önemi kavranmamıştır. Uluslararası komünist hareketin muazzam tecrübesi sosyal şovenizm süzgecinden geçirilerek çarpıtılması komünist teori ile ilgisi olmayan fikirlerin partimizdeki dogmatizmle harmanlaması adeta içinden çıkılamaz bir teorik kaosa yol açmıştır. Partimiz açısından bütün bu hatalı, sosyal şoven, dogmatik düşüncelerin gayrı-bilimsel içeriği açığa çıkartılarak Kürdistan’da sosyalist örgüt seksiyonunu dışlamayan aksine Kürt proleterlerinin bir
    komünist örgüt çatısında toplanması fikrine ulaşması ve bunun gereklerinin ilanında bulunması devrimimiz için tayin edici önemdedir. Gerçek sosyalistler, tutarlı Maoistler Kürdistan sosyalist hareketiyle ortak ve aynı amaç uğuruna mücadeleyi örgütlemeli. Ancak o zaman Türk komünistleri ezilen Kürt ulusuna dair devrimci tavırları anlam
    kazana bilir. Ancak örgütsel birlik olduğunda o zaman Kürt komünistlerin en tutarlı şekilde ortak mücadele etme ve iktidarı kazanma şiarını savunmalarının gerçek anlamı olabilir. Henüz Türkiye’de sınıf bilinçli Kürt proleterlerinin komünist örgütü kurulmaması vesilesiyle Türk ve Kürt komünistlerinin aynı partide örgütlenememesi nedeniyle ezen ve ezilen ulustan komünistlerin ikili tavırlarda özümsenecek görevlerin önemi de anlaşılamamıştır. Kitabi ezberci aktarımlarla yetinilmiştir. Lenin ezen ulusa mensup komünistlerin ezilen ulusun bağımsız devlet kurma hakkını savunmalarını, sosyal şovenizme karşı kararlı ve tutarlı savaşım vermelerini söylerken, ezilen uluslardan komünistlere ise ayrılmayı değil birlikte yaşamayı, proletaryanın ortak evrensel çıkarlarından sapmamayı öğütlüyordu. Bizzat RSDİP’in içinde milliyetlerin sosyal demokrat partilerinde var olan milliyetçi eğilimlere karşı Lenin ve Stalin’in ideolojik mücadelesi, sınıf savaşımının pratik temeli üstünde yükselmiştir. RSDİP sadece Rus işçilerinin, Rus komünistlerinin biricik partisi değildi; RSDİP birden fazla ezilen ulusların olduğu Rusya’da ezilen milliyetlerin sosyalist partilerinden meydana geliyordu. Lenin ezilen ulusların proleter sosyalist partilerini hiçbir dönem dışlamadı. Polonya, Litvanya, Bund, Letonya ve Trans Kafkasya (Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan) Ukrayna sosyalist partilerin (dönemin sosyal- demokrat işçi parti) RSDP’in ulusal seksiyonlarını oluşturmaktaydı. Yani Rusya sosyal demokrat işçi partisi, Polonya da Polonya sosyal demokrat işçi partisine, Letonya da Letonya sosyal demokrat işçi partisine, Ukrayna da Ukrayna sosyal demokrat işçi partisine dönüştüğü ve diğer milliyetlerden örgütlene bilen sınıf bilinçli işçilerin benzer şekilde sosyal-demokrat örgütler oluşturdukları Türkiye sosyalist hareketince görmezden gelinmiştir. Farklı farklı dillere, kültüre, tarihe sahip çeşitli milliyetlere ait sosyalist örgütlerin kendi dillerinde adlandırılıp, ana dillerinde Marksist bir yazına, örgütlenmede özerk oldukları kendiliğinden anlaşılır. Özerk yapıda olan çeşitli milliyetlerden sosyalist partilerin ayrı-kendi başına hareket eden örgütler olmadığını unutmamak sorunu kavranmanın ayırt edici noktasıdır. Çeşitli uluslardan komünist partilenin ortak örgütü olan RSDİP’in enternasyonalist örgütlenmesi Türkiye’de ezilen milliyetlere ait proleterlerin sosyalist örgüt kurmalarını yasaklayan sosyal şoven tutumunu dışlamaktadır. Türkiye’de çok çeşitli küçük burjuva sosyalist örgütlerde farklı etnik köklerden devrimcilerin birlikte mücadele etmesinin konumuzla bağı yoktur. Ezilen ulustan milyonlarca işçi ve emekçilerin komünist örgüt aracılığıyla örgütlenmesi ve ortak mücadelenin ezen ulustan işçilerle yürütülmesiyle, örgütlerde çeşitli etnik kökenden bireylerin mücadelesi birbirine karıştırılamaz. Eğer RSDİP Türkiye’de ki komünistlerin tutumunu takınmış olsaydı Polonya, Ukrayna, Kafkasya, Litvanya, Letonya vd. ezilen milliyetler de örgütlenemezdi. Toplumsal pratiğin gösterdiği gibi ancak Kürdistan komünist hareketinin başara bileceği görevleri, teorik olarak üstüne alan Türkiye komünist hareketi kaçınılmaz olarak başarısızlığı tatmıştır. Sınıf savaşımında ulusal etkeni dikkate almadan ezen ulusun bakış açısından ezilen ulusun halk yığınlarına yaklaşma sosyalist mücadeleyi baltalar. Baltalamıştır. Kürtler bir ulustur. Kürtlerin kendilerine özgü kültürü, tarihi, ruhsal şekillenmesi, dilini dikkate almayan örgütlenme ve devrim adına yapılan çağrıların Kürt işçi ve emekçiler nezdinde karşılığı yoktur. Türkiye‘de ki devrimci örgütlerin, komünist partisinin Kürt emekçilere kendi saflarına katılma çağrısı temeline oturan perspektiflerini, Kürt işçilerini komünist bir örgütte birleşmesi ve kendileri de örgütsel bir birlik kurarak ortak mücadele etmek şeklinde dönüştürmeleri gereği anlaşılmalı. Kürdistan’da toplumsal uzlaşmaz karşıtlıklarının çözümü her bakımdan küçük burjuva radikalizmini aşan karakterdedir ve bu olgular her çağdaş toplumda olduğu gibi Kürdistan’da komünist parti kurulmasını zorunlu kılmaktadır. Kürt işçi ve köylülerinin sınıf zemininde örgütlenme ihtiyacı ‘’Kürdistan bölge komitesi’’ veyahut da herhangi bir örgütlenmenin önüne-arkasına ‘’Kürdistan’’ eki yapılarak karşılanmadığı görülmüştür. Bir bölge şeklinde değerlendirilemeyecek Kürdistan’da kurulmuş örgüt kurulmasına genelde ‘’bundçuluk’’ damgası yapıştırıldığına göre bundun nasıl bir örgüt ve izlediği çizginin iyi bilinmesi gerekir. Kürt ulusundan işçi-emekçilerin örgütlenme sorunları, temsili yet hakları, bağımsız ifade, ulusal faktör dikkate alınarak var olma zorunluluklarından bahsedildiğinde hemen verilen yanıtın ‘’bu milliyetçi çizgidir’’ şeklinde olması ve şabloncu, dogmatikçe hiçte kavranılamayan Lenin’e sığınılması, bund örneğinin verilerek ‘’Ulusa göre örgütlenme olmaz’’ denilerek tasfiyeciliğin dayatılması af edilemez bir teorik ve politik körlüktür. Bund’un milliyetçi sapmasını mahkum eden Lenin’in komünist tutumu Türkiye’de sınıf bilinçli Kürt işçilerinin komünist parti kurma yasağına dönüştürülmüştür. Bund’un RSDİP ile ilişkisi nasıldı? Neden ayrıldı biraz değinelim? ‘’Bund, Litvanya, Polonya ve Rusya Yahudi işçilerin genel birliğin kısa adıdır. 1897’de vilna kongresinde kurulan bund, daha çok Yahudi zanaatçılar arasında büyük bir faaliyet gösterdi. Bund, RSDİP’in 1898’de ki 1.ci Kongresinde bu partiye katıldı. Bu katılış özerk bir örgüt olarak ve Yahudi proletaryasını özellikle ilgilendiren sorunlarda bağımsız kalmak koşuluyla’’ bir katılıştır. Bund, partinin dışında ancak Yahudiler için medeni haklar eşitliği istemekteydi. RSDİP’in 1903’teki 2.ci kongresinde Bund, kendisinin Yahudi proletaryasını biricik temsilcisi olarak tanınması ve partide federatif temeler üzerinde bir kuruluş olarak kabul edilmesi yolundaki istemleri reddedilince partiyi terk etti. Bundun RSDİP ile ikinci birleşmesi, 1906’da 4.cü Stockholm kongresinden sonra oldu. Bu kongre Bundun ulusal programı sorunun incelemedi, onu açık bıraktı. Parti-içi savaşımda çoğunlukla sağ bir tutumu benimsiyor ve Menşevikleri destekliyordu; 1912’den başlayarak tasfiyecilerle sıkıörgüt teması kurdu… Şubat devriminden sonrada koalisyon hükümetini destekleyerek Bolşeviklere karşı savaştı. 1918 sonlarında Bundun içinde sol gruplar oluştu. Ve 1919 Mayısında Ukrayna muhaliflerinin ‘’Komünist Bund’’unun ilk Kiev konferansı oldu. Burada bu örgüt 1919 Ağustosun da Rus komünist partisine kabul edilen ‘’Yahudi Komünistler Birliği’’ (Konforbant) kurumak üzere ‘’birleşmiş Yahudi komünist partisi’’ ile tek bir örgüt içinde kaynaştı: Beyaz-Rusya’da ‘’Yahudi Komünist Partisi’’ biçiminde örgütlenen bundun sol kanadı da 1919 Martında Rus komünist partisine katıldı. Ve en sonu, 1921 Martında MİNSK konferansında Bundun geri kalan kısmı da başında Abramoviç’in bulunduğu önemsiz bir kısmını dışta bırakarak, Rus komünist partisine katılma kararını resmen aldı’’ (Stalin-Marksizm ve ulusal sorun ve sömürge sorunu, sf.10, Sol Yayınları)
  • Bu tarihi belgeler Bundun ulusa göre örgütlenmeyi savunduğundan dolayı RSDİP’den atıldığını doğrulamıyor. Bund zaten Rusya’da dağınık yaşayan azınlık durumundaki Yahudi proletaryasının sosyalist örgütü olarak RSDİP’den 1 yıl önce kuruluyor. Böyle bir örgütün kurulup-kurulmayacağına dair RSDİP’te bir tartışmaya raslanmaz. Bund önceden belirlenen özerk bir örgüt ilişkisi çerçevesinde RSDİP’in bir parçası olarak kalmayı deneseydi elbette kalabilirdi. Ama bundun kendi başına bağımsız davranma ve milliyetçi sapmaları-ulusal-kültürel özerklik programı gibi-kabul edilmediği için bund kendisi RSDİP’ten 1903’te ki kongrede ayrılmıştır. Azınlıklara ait komünist örgütün RSDİP’in parçası olması-bund örneğinde olduğu gibi-sosyalizm amacına uygunken, Kürt ulusundan proleterlerin komünist parti kurmasını uygun bulmayan anlayışların Marksizm teorisiyle ilgisi olmadığı çok açıktır. Demek ki çok milliyetli devlet sınırlarında komünist partisi içinde azınlık ve ezilen uluslara ait komünist partilerin olması tamamen proleter örgütlenme ilkelerine uygun olduğunu tarihi tecrübeler göstermektedir. Bund gibi,

    ezilen milliyetler olan Polonya, Ukrayna, Litvanya, Letonya, Kafkasya uluslarına ait sosyalist partilerde RSDİP’in birer parçalar olarak temsil edilmişlerdi. Bundun 1903’te RSDİP’ten ayrılışını Lenin şöyle açıklamıştır: ‘’Litvanya, Polonya ve Rusya genel Yahudi işçi birliği komitesi’’ ‘’Posletniye izveştiya’’ adlı gazetenin 105. sayısında (15 Ocak 1903): kısa makalede, şaşırtıcı olduğu kadar önemli ve gerçekten ‘’Vahim’’ şu iddia yer almaktadır’’ Yahudi proletaryası Bund içinde bağımsız (aynen böyle!) bir politik parti olarak yapılanmıştır. (aynen böyle!)
  • Şimdiye kadar bunu bilmiyorduk. Bu yeni bir şey… şimdiye kadar BUND, Rusya sosyal demokrat partisinin bir parçasıydı ve daha ‘’Posletniye izvestiya’’nın 106.cı sayısında ‘’RSDİP başlığıyla BUND merkez komitesinin açıklaması vardır. Ne var ki Bund, son 4.konferansında (Rus yoldaşların, RSDİP şu ya da bu parçasının adlandırılması üzerine ne düşündüklerini dinleme isteğini bile ifade etmeden) adını değiştirmek ve Rusya partisinin tüzüğünde yani,
    federatif ilişkiler ‘’kabul ettirmek’’ kararı almıştır. (Lenin, Seçme Eserler, Cilt-2, Sf. 330, İnter yayınlar) Bundun Yahudi proletaryasının bir sosyalist örgütü olarak kurulmasına dair herhangi bir tartışma yoktur.
    RSDİP içinde özerk bir örgütlenmeye sahip bundun tamamen bağımsız hareket etme tutumu kongrede ayrılığa götüren süreçle noktalanmıştı. Bund Yahudi işçilerinin örgütü olarak özerkti, merkez komitesi olan, konferans, kongrelerini yapan, Yahudi dilinde -yidiş dili- yayınlara sahipti ve RSDİP’in parçasıydı. RSDİP’in tüzüğü ve genel iradesi dışına çıkınca da kabul görmemiş ve ayrılmıştır. Sonuç şudur: Yahudi azınlığı, veyahut ta ezilen milliyetlerden Polonya, Ukrayna, Letonya, Litvanya, Gürcistan, Ermenistan vd. milliyetlerine ait komünist örgütlerin kurulmasına karşı çıkılamaz, bu örgütler proletaryanın ortak çıkarlarını gözettiği sürece ortak sınıf düşmanlarına karşı birlikte mücadele yürütülecektir. Nihayetinde böyle olmuştur. Bu bağımsız ve ayrı hareket etme tutumuna Lenin-RSDİP ‘’ulusa göre ayrı örgütlenme’’, ‘’milliyetçilik’’ demiştir.

    Çünkü Leninizm, ezilen ve ezen uluslardan proletaryanın komünist örgütlerinin bir partide birleşmesini ve ortak savaşımını ilke edinmişlerdir. Bağımsız ve kendi başına hareket etmekle Bund bu enternasyonalizm ilkesini yıkmıştır. Bütün tarihsel kanıtlar göstermektedir ki Kürt proletaryasının komünist örgüt kurmasına ‘’Bundçuluk-Milliyetçilik’’ denilemez. Lakin Kürt proletaryasının kendisini bir sosyalist partide örgütlenmesine ‘’Milliyetçilik’’ diyenlerin teorik gerilikten değilse sosyal-şoven olarak adlandırılması tamamen doğrudur. Rusya’da çok çeşitli ezilen uluslara ait sosyalist örgütlerin ortaya çıkmasını Lenin proletaryanın genel menfaatleri ve mücadelesi bakımından amaca uygun görmüş, amaca uygun olmayan ise ezilen uluslara ait sosyalist partilerin kendi başlarına, ayrı-bağımsız hareket etmesidir. Bundun tutumuna benzer hareket etme eğilimi taşıyan ezilen uluslara ait sosyalist partiler olursa bunlara ‘’milliyetçi’’ ‘’uluslara göre ayrı örgüt’’ demekten geri durmamıştır. Lenin, ezilen ulusların komünist partilerinin bağımsız hareket etmelerine ‘’milliyetçilik’’ ‘’ulusa göre ayrı örgütlenme’’ deyip reddederken proletaryanın genel çıkar ve amacı bakımından bu ulusal parçaları bir ve yek partide birleştirmeye çağırma ve birleştirme mücadelesiyle dolu bir tarihi geride bırakırken Türkiye’de devrimci teori bu meselede ters yöne akmıştır. Türkiye’de komünist, devrimci hareket, kurulacak Kürdistan komünist örgütünün bund veya başka örnekler gibi bağımsız, ayrı tutumla milliyetçi bir çizgi izleyip-izlemeyeceği hiç düşünülmeden, doğrudan tarihte gerçek hiçbir komünist önderin, komünist partisinin yapmadığı günahı işleyerek Kürt işçilerinin komünist örgüt kurmasına ‘’yasak’’ konulmuş ‘’milliyetçilik’’ ‘’ulusa göre ayrı örgütlenme’’ denmiştir. İlke şudur ki. Kürt komünistleri parti kura bilir ve kurmalıdır. Milliyetçilik sayılamayacak bu görev Türk komünistleriyle ortak sınıf düşmanlarına karşı birlikte mücadele ilkesine bağlı olmalı ‘’milliyetçilik, ulusa göre ayrı örgütlenme’’ Kürt ya da Türk komünistlerden ikisinden biri birlikte değil de, ayrı mücadele etmeye saparsa ‘’milliyetçilik’’ tartışması ancak o zaman gündeme gelecektir.
    Ezilen Kürt ulusuna mensup işçilerin komünist partisi kurması proletaryanın enternasyonal çıkarları ve nihai amacı bakımından tartışma konusu yapılamaz, taviz verilmemesi gereken yöne kurulan

    proleter partinin enternasyonalizm ilkesine bağlı kalıp Türk komünistler ortak mücadele yürütüp-yürütmeyeceği üzerine olmak durumundadır. Tersi Türkiye komünist hareketi içinde geçerlidir. Eğer Kürt komünistler kendi örgütüyle Türk komünistlerle ortak mücadelesine sırt çevrilirse bu durumda ‘’milliyetçi ulusa göre ayrı örgüt’’ sapmasına düşen Türk
    komünistleri olacaktır. Lenin yoldaşın RSDİP’in birçok ulusal seksiyonlarla başardığı enternasyonal mücadele birliğini elbette Türk ve Kürt komünistlerde başa bilir başarmalıdır. Ulusal meselede baskı altındaki Kürt ulusundan işçiler komünist örgüt kurma yasağı getirilerek çözüm üretilemez. Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu da sosyalist devrim mücadelesinin Türk, Kürt, Arap, Fars ve çeşitli azınlık milliyetlerden sınıf devrimcilerinin ortak savaşımıyla ancak geliştirile bilinir. Herhangi bir ezilen ulustan işçilere örgütleme yasağı getirilemeyeceği gibi Kürt işçi hareketinin kendi dilinde ve ulusal özgünlüğü içinde örgütlenmesine yasak getirilemez. Lenin ne ezilen uluslardan işçilerin, nede Yahudi ve diğer azınlıklardan işçilerin komünist örgüt kurmasına ‘’milliyetçilik’’ deyip karşı çıkmıştır. Lenin ulusal sorunda milliyetlerin proleterlerinin, örgütsel birlik dahil her yönüyle kaynaştırılmasını savunmuştur.
    Sosyalist enternasyonalizmin bakış açısından Lenin bundun milliyetçi sapmasını şöyle eleştirilmiştir: ‘’Bir kez’’ diyor Lenin ‘’Yahudi proletaryasını ilgilendiren meselelerde özerklik yerine ‘’federasyon’’ talebinde bulununca, federasyonu her halükarda kabul ettirme imkanına sahip olmak için bundu bir ‘’bağımsız politik parti’’ olarak ilan etmek zorunda kaldınız.’’ Bundun milliyetçi kurnazca politikasını deşifre eden Lenin devam ediyor. ‘’Fakat bundu bir bağımsız politik parti olarak ilan etmek, ulusal sorundaki temel yanılgıyı bütün saçmalığıyla gözler önüne sermek demektir, çünkü bu bağımsız parti, mutlaka ve kaçınılmaz olarak genelde Yahudi proletaryasının ve Yahudi sosyal demokratlarının
    görüşlerinde ani bir değişikliğin hareket noktası olacaktır’’ Lenin bundan sonraki vurgusu ise bundun RSDİP içindeki örgütsel yapısı üzerinedir. Devam edelim. ‘’1898 tüzüğündeki ‘’Özerklik’’ Yahudi işçi hareketine gereksinim duyduğu her şeyi sağlamaktadır: Yahudi dilinde

    propaganda ve ajitasyon kendilerine ait yazın, kendi konferansları, genel sosyal demokrat program oluşturulurken özel taleplerinin ileri sürülmesi, Yahudi yaşamının özel koşullarından doğan yerel sıkıntı ve gereksinimlerinin giderilmesi. Bunların dışındaki her şeyde Rus proletaryası ile tam ve en sıkı bir kaynaşma gereklidir, tüm Rus proletaryasının mücadelesi için bu gereklidir. Ve meselenin özü itibariyle böyle bir kaynaşmada ‘’azınlıkta kalma korkusu nedensizdir. Çünkü Yahudi hareketinin özel sorunlarında azınlıkta kalmaya karşı özerklik güvence oluşturur.’’ Lenin özerkliğin sağladığı güvenceyi ve örgütlenme modelini yoruma yer bırakmayacak sadelikte sıradanlıktan sonra birlikte mücadele etme gerekliliğine vurgu yapar. Şöyle devam eder. ‘’otokrasiye karşı mücadele sorunlarında, tüm Rus burjuvazisine karşı mücadele sorunlarında ise tek, birleşik ve savaşma yeteneğine sahip, bir örgüt olarak ortaya çıkmamız gerekir. Dil ve milliyet farkı gözetmeksizin bütün proletaryaya dayanmamız gerekir. Teorik ve pratik, taktik ve örgütsel sorunların sürekli ortak çözüme kavuşturulmasıyla birleşmiş proletaryaya dayanmamız gerekir. Ayrı yürüyen, kendi yollarına giden örgütler oluşturmamalıyız. Çok sayıda bağımsız politik partilere parçalanarak saldırımızın gücünü zayıflatmamalıyız.’’ (Lenin, Seçme eserleri, Cilt.2, yıl.1903 inter yayınları.)
  • Bund da yönelik eleştirileri uzun uzadıya aktarmamızın nedeni Bolşeviklerin çok milliyetli Rusya’da ulusların sosyalist örgütlerine yaklaşımını ve ortak mücadelesini yansıtmış olmasındandır. RSDİP’in geniş derecede özerklik güvencesine rağmen Yahudi sosyalistleri bağımsız bir örgüt şeklinde kendi yoluna gidip ortak savaşımı bir kenara atarsa ‘’milliyetçi’’ olur. Bundandır ki birleşik bir partide ortaya çıkmak varken kendi yoluna giden bağımsız bir örgüt olmaya yönelen -Bund- RSDİP ilişkisindeki gibi ne derece ulusal sorunda sapma ve saçmalıksa, Türkiye’de komünistlerin ‘’milliyetçilik’’ adı altında Kürt işçilerinin, komünistlerin kendi örgütlerini kurmalarını dışlamakta daha ağır ve bağışlanamaz bir saçmalıktır. Lenin’in sıklıkla vurguladığı tek birleşik bir partiyle ortaya çıkmalıyız ilkesel tutumunda uluslararası komünist

    hareketi, Bolşeviklerin anladığı ile Türkiye komünist hareketin bu vurgudan çıkardığı anlam birbirinin tam zıddıdır. Lenin çeşitli milliyetlere ait komünist örgütleri burjuvaziye karşı örgütlerini birleştirme temeline oturan ‘’tek ve birleşik parti’’ vurgusu Türkiye’de Türk işçilerinin komünist partisini kurma hakkına ve Kürt işçilerinin ise komünist örgüt kurma çabasının bile men edildiği saçmalık düzeyinde bir fikre dönüşmüştür. Lenin’in önderlik ettiği RSDİP kendisinden önce kurulan Polonya, Litvanya, Letonya sosyalist partileriyle ve Bund örneğinde olduğu gibi özerk haklarını güvenceye alarak birleşmenin devrimci teorisi ve pratiğini yaratmışken Türkiye’de hala 21. yüzyılda ‘’Kürt proletaryası komünist örgüt kuramaz’’ nakaratını tekrarlayan ‘’Komünist’’lerin hiçte az olmaması oldukça şaşırtıcıdır. Lenin ‘’ayrı yürüyen, kendi yollarına giden örgütler oluşturmamalıyız’’ vurgusu ile özerklik yapısına rağmen ayrılan Yahudi sosyalistleri Bundçulara eleştiri oklarını yöneltirken bütün milliyetlerden ve azınlıklardan sosyalist örgütleri birleşik bir partiye davet etmiştir. En nihayetinde RSDİP ulusal sosyalist seksiyonların birleşik örgütü bir partiyken Türkiye’de bu tarihi tecrübeler tam zıt yönde çarpıtılmış Kürt sosyalistlerinin bir örgütte toplanması fikrine ‘’Revizyonizm’’ denilmiştir. Basit ve anlaşılır şekilde formüllendirilecek olursa; uzun bir mücadele deneyimine sahip Türk komünistlerinin çok çeşitli olsa bir partide toplaştığı gibi (bir parti kuramını burada teknik anlamda kullanıyoruz) Kürt komünistlerinin de bir partide toplaşması ve özerk yapıları korunarak birleşik bir örgütte ortaya çıkmalarıdır. Burjuvaziye karşı proletaryanın birleşik örgütüyle ortaya çıkmanın Kürt sosyalistlerin örgüt oluşturma çabalarına set çekerek başarılamayacağı da kendiliğinden anlaşılır. Kürtler bir ulustur. Kürtlerin ulus olarak ayrılıp ayrı bir devlet kurma hakkı tanınıyorsa, bir ulustan işçi sınıfının mücadelesini örgütlemesi; kendi dil ve toplumsal bütünlüğü içinde örgüt kurması nasıl yatsına bilir?
    Partiya Komünista Maoista Kürdistan, (veyahut ta Türkiye ve Kürdistan’da isim değişikliğine gidilerek Türkiye Birleşik Komünist Partisi, Kürdistan’da ise Partiya Komünista yekgirtiya Kürdistan (PKYK)

    şeklinde olur.) Kurulması halinde proletaryanın genel çıkarlarına hangi yönden sakıncalı olduğu ya da ideolojik politik bakımdan caiz olup olmadığı üzerine düşünülmeden ‘’seksiyon revizyonizmdir’’ ve sosyal- şoven mühürlü reddiyelerin hükmü kalmamıştır. Kürdistanlı sosyalistler ancak bu temelde örgütlendiklerinde ulusal baskı koşulları altında özel şartlarına dair talepleri programlarında ileri sürme olanağında kavuşabilirler. Aksi taktirde şimdiye kadar Türkiye’de olduğu gibi Türk ve Kürt proleterlerinin ortak savaşımı sadece kağıt üzerinde temenni edilmiş bir beyan olarak kalmaya devam eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Almanya’da “toplanma ve gösteri yasa tasarısı” protestoları sürüyor

Cum Tem 2 , 2021
Print 🖨 PDF 📄 eBook 📱 Almanya’da, muhalefetin toplanma ve gösteri hakkını kısıtlayacağını belirterek karşı çıktığı yasa tasarısı Düsseldorf’ta protesto edildi. Almanya’nın en kalabalık eyaleti olan Kuzey Ren Vestfalya (KRV) eyalet meclisinde görüşülecek olan “toplanma ve gösteri” yasa tasarısı, eyaletin başkenti Düsseldorf’ta protesto edildi. KRV Eyalet Meclisi önünde toplanan protestocular, […]

Kategoriler


Translate »