SEVDİĞİ RENK MAVİ; TUTKUSU DA AŞK VE DEVRİMDİ[*] || TEMEL DEMİRER

“Nerelerdeydin diye sorarsan

‘hep eskisi gibi’ diyeceğim.”[1]

Mütevazı bir dev nasıl anlatılır? 

Çok zor. Ama yine de hakkında yazılabilecek şey, “Yazdıkları gibiydi” olabilir.

Aşkı, ayrılığı yazan ve “Tüm çiçekleri koparabilirler ama yine de baharın gelmesini asla engelleyemezler,” diye haykıran bir sosyalistti O.

“Evet, şiir isyandır… Biz şairler nefretten nefret ederiz ve savaşa karşı savaşırız,”[2] derdi.

Yaşamıyla, üretkenliğiyle, yapıtlarıyla XX. yüzyılın özgün ve üretken şairlerdendi Pablo Neruda. Aslında asıl adı bu değildi! Yazar olmasını istemeyen babasına itirazı; 14 yaşında adını değiştirmesi oldu… İsim tercihinde Çek yazar Jan Neruda’dan esinlendi.

Diplomatik yaşamı… Aşkları… İspanya iç savaşı günlerinden başlayan devrimciliği… Komünist Parti’ye katılması… Sürgün yaşamı… Nâzım Hikmet’le, Salvador Allende ile dostlukları… Cumhurbaşkanı Salvador Allende’nin 1973’teki askeri darbede katledilmesinden birkaç gün sonra göz hapsinde tutulduğu evde sonsuzluğa göçtü. Yani dolu dolu bir hayat yaşadı…

“Bir de bana şiirlerin/ Neden söz açmaz diye soruyorsunuz/ Düşlerden yapraklardan/ Doğduğun ülkenin koca yanardağlarından?/ Gelin görün sokaklar kan/ gelin görün/ Sokaklar kan/ gelin görün kanı/ Sokaklar boyunca akan,” mısraları Onun şiirini belki de en iyi anlatırdı.

Dünyayı kucaklamaktan, dünya şairi olmaktan, buğdayın türküsünü, emeğin türküsünü söylemekten vazgeçmedi hiç; “Halkım ben, parmakla sayılmayan/ Sesimde pırıl pırıl bir güç var/ Karanlıkta boy atmaya/ Sessizliği aşmaya,” dizelerindeki üzere…[3]

Çok şey öğretti hepimize aşka, hayata ve devrime dair…

* * * * *

“Aşk çok kısadır; unutmak ise çok uzun,” dizesinde dile gelen fırtınalı bir aşk yaşayan ve “Ve aşktan olacak ölümüm,” diyen Onun kimliğini “Hay un cierto placer en la locura que solo el loco conoce./ Delilikte, sadece delinin bildiği belli bir haz vardır,” sözü özetler.

Kolay mı? “Daha 16 yaşındayken yaşadığı dünyanın iyi gitmediğini ve büyük bir ‘Hayır’ diyerek onu değiştirmek gerektiğini düşünmektedir.”[4]

Bunlara bir de, “Benim hayatım, bütün hayatlardan oluşmuş bir hayattır; bir şair hayatıdır,” notu eklenmelidir!

En sevdiği rengin mavi ve en büyük tutkusunun da müzisyen eşi Matilde Urrutia olduğunu “es” geçmeden!

* * * * *

Bu kadar da değil elbette…

V. İ. Lenin’e için “Aklı hep ateşliydi, ama hiç kül olmadı,/ Ve ölüm, alev almış kalbini soğutamadı,” dizelerini yazan sosyalist şair Pablo Neruda’nın salt “Halkız biz, yeniden doğarız ölümlerde,” dizesi ona hayran olmaya yeter de artar bile.

Halk düşmanı katiller için “Ölüler adına, bizim ölülerimiz adına,/ bir ceza istiyorum.

Vatana kan sıçratanlara,/ bir ceza istiyorum.

Bu ateş emri veren cellatlar için,/ bir ceza istiyorum.

Bu suçla iktidara gelen hain için,/ bir ceza istiyorum.

Can çekişmeyi başlatanlar için,/ bir ceza istiyorum.

Bu suçu savunanlar için,/ bir ceza istiyorum.

Kanımızı emmiş ellerini/ bana uzatsınlar istemiyorum./ Bir ceza istiyorum,” diye haykıran Onu Pinochet’nin öldürttüğü söylenir. 

Kolay mı? “Uşaklar ve ukalâlarla kuşatılmış bu efendiler rejimi ve yoksulluk devam edemez. Bunalımlar tepemizde; bu yaşam tarzının modası geçmiştir artık dünyada. Eskiyi korumak isteyen partiler olduğunu biliyoruz; onlara alaylı biçimde, muhafazakârlar ya da aldatıcı biçimde liberaller deniyor. Ama biz geçmişle savaşmaya hazırız. Temsil etmeyi sürdürdüğümüz aydınlık geçmiş değil, hayır, biz geçmişin en güzel bölümünü koruyacağız, ama geçmişin yozlaştırıcı kalıntılarını yok edeceğiz ve bunlar da, cehâlet, geriye dönüş ve ilgisizliktir,”[5]diyenlerdendi; Simón Bolívar’ın, José Martí, José Carlos Mariátegui’nin takipçilerinden bir Latin Amerikalı’ydı…

‘Oğulları Ölen Analara Türkü’sündeki, “Onlar ölmediler yok,/ Ateş/ Fitilleri gibi:/ Dimdik ayakta,/ Barut ortasındalar!” dizeleriyle başkaldıran isyancı kıta edebiyatının önemli entelektüel figürlerindendi; “Bizim kıtamızda umut, sık sık kan ve gölgeyle bastırıldı. İnsanlar tükendi, yürekleri terör dalgalarıyla paramparça oldu, biz yine de şarkı söyledik,” ısrarıyla Pablo Neruda…

* * * * *

‘Yaşadığımı İtiraf Ediyorum’[6] başlıklı otobiyografisindeki üzere serüvenlerle dolu bir yaşamdı Onunki: İçinde Federico García Lorca’nın, Paul Éluard’ın, Louis Aragon’un, Nâzım Hikmet’in ve daha nicelerinin yer aldığı… Belki de başkalarıyla iç içe geçmiş bir galeridir hayatı…

Asıl adı ‘Ricardo Eliecer Neftali Reyes y Basualto’ idi.

1904’de doğumundan 6 ay sonra annesi veremden ölür.

1917’de Temuco’daki La Mañana Gazetesinde Neftali Reyes imzasıyla ilk makalesini yayımlar.

30 Ekim 1918’de Santiago de Chile’de çıkan Corre-Vuela Dergisi’nde Neftali Reyes imzasıyla ilk şiirini yayımlar.

1919’da Çek şairi Jan Neruda’dan (1834-1891) esinlenerek bulduğu Pablo Neruda ismini kullanmaya başlar. 

13 Ekim 1933’de Buenos Aires’te Federico García Lorca ile tanışır.

7 Kasım 1936’da Nancy Cunard’la birlikte “Dünya Şairleri İspanya Halkını Savunuyor” başlıklı bildiriyi kaleme alır.

7 Kasım 1937’de “Şili Aydınları Savunma İttifakı”nı kurar.

1938 Ekim’inde seçimlerde Halk Cephesi adayı Pedro Aguirre Cerda’yı desteklemek için tüm ülkeyi dolaşarak konuşmalar yapar.

1939’da Pedro Aguirre Cerda seçimleri kazanır. Paris’e İspanyol göçmenleri konsolosu olarak atanır. “Yaşamımın en gurur verici göreviydi,” dediği, iki bin kadar İspanyol mülteciyi gemiyle Şili’ye kaçırma işini gerçekleştirir.

1944’de Şili Komünist Partisi’ne katılır.

1949’da rejim muhalifi olarak kaçak yaşamak zorunda kalır. At sırtında And Dağları’nı aşarak Arjantin’e geçer. Dünya Barış Örgütü’ne üye olarak kabul edilir. Rusya, Macaristan ve Polonya’yı ziyaret eder. Şiirleri dünya dillerine yayılır.

1954’de dünyanın muhtelif yerlerinden şairler ve yazarlar 50. Yaş Gününü kutlamak üzere Santiago’da toplanırlar.

1966’da Matilde Urrutia ile evlenir.

1970 seçimlerinde Salvador Allende’yi destekler. Paris’e büyükelçi olarak atanır.

1971’de Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülür. Şili’ye döner, Isla Negra’daki evine çekilir. Kanser teşhisi konulur. (Eşi ve dostları bunu kendisinden gizlerler.)

11 Eylül 1973 darbesi ardından Meksika’nın Şili büyükelçisi iltica teklifini reddeder. 23 Eylül gece yarısı saat 23’e doğru kalbi durur…

* * * * *

Şiirin, aşk ve devrim ateşiyle bütünleşmesiydi Pablo Neruda…

Hayatı şiir gibi yazarken; “Şiir, ona ihtiyaç duyanındır,” diyen müthiş bir şairdi.

Parmak ısırtacak kadar mütevazı idi; “Biz, bizden öncekilerin kitaplarından yardım gördük: bir Luis de Góngora y Argote olmadan Rubén Darío’nun olamayacağını, bir Arthur Rimbaud’suz Guillaume Apollinaire’in, bir Alphonse de Lamartine’siz Charles Baudelaire’in ve onların hiç biri olmaksızın Neruda’nın olamayacağını biliyoruz,” deyişindeki üzere…

Şiire yaklaşımını, “Sanat sanat içindir ilkesini reddederim. Ama Mallarmé’nin şiirlerini de benimsiyorum. Ne var ki, bizim Amerika’nın soğuk karı altında donan ve kızgın güneş altında kavrulan evlerindeki insanlar Mallarmé’ninkilerden daha başka türlü şiir istiyorlar,” biçiminde özetlerken; kadınlara, aşka, doğaya, devrime hak ettiği değeri sonuna kadar verdi.

“Seni sevdiğimi anlayacaksın, sevmediğim zaman” ya da “Kiraz ağaçlarından ne yaparsa ilkyaz/ Onu yapmak istiyorum senden” dizelerindeki gibi delicesine bir aşk ile seven Pablo Neruda, şiirleriyle insan(lık)ı cesaretlendirirdi…

Ve “Şiir ekmek gibidir; herkes tarafından bölüşülmelidir. Bilginler, köylüler ve geniş, inanılmaz, olağanüstü insanlık ailemiz tarafından,” derken; yeryüzü ezilenleri şiirini paylaştı ve onun tadını çıkardı. 

1971’de Nobel Ödülü’nü alırken ifade ettiği düşüncelerini yansıttı dizelerinde: “En iyi şair, günlük ekmeğimizi yapandır: Kendisinin tanrı olduğunu düşünmeyen, köşedeki fırıncı.”

Tam da bu anlayışla şairin 1950’de -kendi ülkesinde değil, Meksika’da!- yayımlanan ‘Canto General’inin[7] okuru bir yandan Şili’nin tarihine, dolayısıyla Latin Amerika, hatta tüm Amerika tarihine tanık olur. Çünkü Şili’nin tarihi sömürgeciliğin getirdiği savaşların ve acıların tarihidir; öte yandan şairin birçok yaşamını, kişiliğini keşfederken onun insan ve ülke sevgisini, kişisel dramını başka bir cepheden görür.

Canto General, Neruda’nın dolaştığı bütün Güney Amerika kıtasında, Pasifik karşısında, And Dağları’nda, gizlilik içinde kaldığı halktan insanların evlerinde, gecekondularda ya da lüks otellerde, Arjantin’de, Peru’da, Meksika’da, Macchu Picchu Dorukları’nda, balta girmez ormanlarda yazılmıştır.

Her gittiği yerde gördüğü, halkının güzelliklerini, kadınlarının büyüsünü, dostlarının çalışmasını ve vatandaşlarının zekâsını güçlü bir biçimde duyumsatır. İnka, Aztek, Maya gibi büyük yerli uygarlıklarının beşiği olan Amerika’nın büyüklüğünü keşfettirir.

Neruda’ya göre Amerika halklarının yaşadıkları, en karanlıktaki olaylar gün ışığına çıkarılmalıdır. Amerika’nın ağaçları, çiçekleri, volkanları, ırmakları şiire dökülmelidir. Tarih ve toplum bilinci bunu gerektirmektedir.

Özelde Şili’nin, genel olarak Amerika’nın yazgısı aynı zamanda şairin de yazgısıdır. Dolayısıyla Şili’nin ve öteki Amerika ülkelerinin sömürgeci İspanyollarca istilasından, yakın zamanlardaki maden işçilerinin grevlerine dek geçen yüzyılları kucaklayan dizelerde Amerika’nın; onu teriyle, kanıyla kuran, köklerini derinliğine daldıran halkın tarihsel ve siyasal konumuna tanıklık edilir, yorumu yapılır.

Sonra adlar, adlar ve adlar… Yerli kabile reisleri, istilacı kaptanlar, hainler, diktatörler, işkenceciler, sendikacılar, şairler, değerli önderler, halkın dostları ve düşmanları, sade insanlar… Şili engin bir kitap gibi açılır önümüze.

Zaten Neruda da 1962’de, Şili Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmada şöyle diyecektir: “Ne var ki en önemli, en engin kitabım, Şili adını verdiğimiz şey olmuştur. Vatanı durmadan okudum, gözümü üstünden hiç ayırmadım.”

Canto General, Amerika kıtasında sanatın ve edebiyatın kötümserlik içinde bulunduğunu ve halktan uzaklaştığını düşünen şairin bu duvarı yıkmak için giriştiği çabanın da ürünüdür. Ona göre, acılarımızı aşmamız ve yıkımın üzerine çıkmamız gerekmektedir.[8]

* * * * *

Özetin özeti: “Ben ıstırap çektim ve savaştım,/ Ben sevdim ve şarkılar söyledim./ Dünya bölünürken, ben yendim/ Ve yenildim, ekmeğin,/ Kanın tadına vardım./ Başka ne arzular bir şair?” haykırışıyla Pablo Neruda’nın unutamadığım üç tümcesinden ilki: “Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi, muhteşem bir mutluluğun kapısına”dır…

İkincisi: “Hayat yaşandığı kadardır. Ötesi ya hatıralarda bir iz; ya da hayallerde bir umuttur.” 

Ve nihayet üçüncüsü de: “Hayat sana hep ekşi limonlar sunuyorsa, sende tekila ve tuz işte,” deyişiydi… 

27 Nisan 2021 20:50:45, İstanbul.

N O T L A R

[*] Görüş 21, Mayıs 2021…

[1] Pablo Neruda, “Unutmak Yok”.

[2] Pablo Neruda, Şiir Boşuna Yazılmış Olmayacak, çev: Nesrin Arman, Broy Yay., 1994, s.114.

[3] Zeynep Oral, “Yavaş Yavaş Ölmemek İçin…”, Cumhuriyet, 12 Temmuz 2020, s.13.

[4] Volodia Teitelboim, Pablo Neruda, çev: Aytekin Karaçoban, Kavram Yay., 1999

[5] Salvador Allende’nin başkanlık kampanyası için yazdığı metinden, Pablo Neruda, Şiir Boşuna Yazılmış Olmayacak, çev: Nesrin Arman, Broy Yay., 1994, s.126-127.

[6] Pablo Neruda, Yaşadığımı İtiraf Ediyorum, çev: Ahmet Arpad, Evrensel Basım Yay., 2015.

[7] Pablo Neruda, Evrensel Şarkı (Canto General), çev: Adnan Özer, Can Yay., 2020.

[8] Aytekin Karaçoban, “XX. Yüzyılın Dev Yapıtı”, Cumhuriyet Kitap, No:1590, 6 Ağustos 2020, s.8.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Ağır hasta tutsak Özkan İstanbul ATK’na sevk edildi

Paz Haz 27 , 2021
Print 🖨 PDF 📄 eBook 📱 Haber Merkezi: Ağır hasta tutsak Mehmet Emin Özkan, rapor için Elazığ’a sevkinin ardından bu sefer de İstanbul’daki Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi. Diyarbakır D Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tutuklu bulunan 83 yaşındaki ağır hasta tutsak Mehmet Emin Özkan, Elazığ’a sevkinin ardından bu sefer de sağlık […]

Kategoriler


Translate »