ÖRGÜTLENMEDE ÖZERKLİK-ORTAK SINIF DÜŞMANI BURJUVAZİYE KARŞI TEK PARTİDE BİRLEŞEREK ORTAK SAVAŞIM/MKP Kongre Kararlar(11)

Uluslararası komünist hareketin kollarını oluşturan komünist partiler hangi ulusta olursa olsun proletaryanın genel çıkarlarını her şeyin üstünde tutar. Ne ulusal dar görüşlülüğü enternasyonalizmin üstüne koyar, nede baskı altında olan milliyetlerin taleplerini göz ardı eder.

Proletaryanın gelişmesi ve örgütlenmesini kolaylaştıracak burjuva gelişmelerde kayıtsız kalmaz. Sosyalist güçleri tek bir ulusun sosyalist hareketi içinde kalıba sokma gibi saçmalıklarında hakim büyük ulusun sosyalist partisi bayrağı altında-gerçekleşmesi olanaksız-toplanma çağırılarıyla sosyal-şovenizmi yüceltme örneğinin yaşandığı Türkiye’de ki devrimci hareketin aksine bir çok milliyetlerden proleterlerin sosyalist örgütlerinin enternasyonalizm anlayışıyla bir partide
birleştirilmesi ve kaynaştırılmasının mücadele bayrağı yükseltilir.

Komünist kuvvetleri bir cephede toplamanın biricik silahı olan enternasyonalizm bayrağı proleterlerin elinden asla düşmemeli. Birleşik örgütün program ve tüzüğünün bir parçası olduğunu kabul eden PKM-K’ın Kürtçe dilinde bir MLM yazını geliştirmesi, Kürtçe ajitasyon ile Kürt proleterlerin çalışma yürütmesi, Konferans,
kongrelerini yaparak seçtiği merkez komitesi, birleşik partide temsilcilerini seçmesi, Kürt ulusunu ilgilendiren özel yanlarını ve gereksinimlerini öneri olarak partiye sunulmasını ve buna bağlı bütünlüklü görevlerin yerine getirilmesi bakış açısından Kürdistan’da komünist partisinin kurulması proletaryanın genel çıkarlarına tamamıyla uygundur. Partimiz bu görevlerin yerine getirilmesi için gerekeni yapacaktır. Kürdistanlı komünistlerin bir partide örgütlenerek birleşmesi fikrinin partimizde ‘’seksiyon-revizyonizmi’’ olarak reddedilmesi Marksizm’in bilinçli çarpıtılması yolu ile ortaya çıkan bir sosyal-şovenizm olarak tanımlanamaz. Partimizin Kürt işçilerinin Komünist örgüt kurmasını reddetmesinin birinci nedeni MLM bilimine dair teorik gerilik ikinci nedeni teorik gerilikten kaynaklı Türkiye sosyalizminde sosyal-şoven burjuva düşüncenin çok boyutlu ve derin etkinliğidir. Önderimiz İ. Kaypakkaya’nın Kürt proleterlerin örgütlenmesi, örgüt kurmasına dair bir çalışmasının olmaması, partimizin önderliğini koruyamamasının belirleyici etkisi ile teorik geriliğin prangasından kurtulmaması dogmatik düşüncenin
gelişmesine Kaypakkaya yoldaşın açtığı yolda teorik gelişme ve pratik ilerlemenin önünde engele ve tasfiyeci bir niteliğe bürünmüştür.

Partimiz de ulusal sorunda, İ. Kaypakkaya tarafından söylenmesi gereken her şey söylenmiştir anlayışının etkinliği Kürdistan’da somut toplumsal gelişmelere kayıtsız kalmayı, perspektif ve teoride durağanlaşmayı doğurmuştur. Proletaryanın bakış açısından meselelere çözüm arayışını gündemine bile almamıştır. Bugün bütün bu teorik sapmaların, dogmatik düşünce prangasından kurtulmanın partimiz açısından anlamı ve önemi çok büyük olacaktır. RSDİP’in ulusal sosyalist seksiyonları olan Polonyalı, Litvanyalı, Letonyalı, Gürcistanlı ya da Ukraynalı sosyalistlerin yapabildiklerini pekala Türkiye, Irak, Suriye, İran’da Kürdistanlı sosyalistlerde yapabilir. Vurgumuzu yeniliyoruz.

Seksiyon, (Sectional) İngilizce bir kelime olup ‘’bölüme ait’’, ‘’bir bölgeye ait’’, ‘’kesit, parça’’ anlamındadır. Bu anlamıyla parçanın nasıl davrandığı, hangi yöne doğru hareket ettiği bütün açısından önem
kazanır. Lenin ulusal seksiyonları dışlamaz, aksine uluslara ait bu sosyalist parçaların proletaryanın genel menfaatlerini ifade eden bütün açısından ele alır. Eğer bütün geleceği bir kenara bırakılıp parçacılık-sectionalism –seksiyonculuk yapılırsa elbette ki sosyalizm bakış açısından buna milliyetçilik denildiği unutulmamalı. RSDİP’in örgütlenme modelini anlama bakımından Lenin’den öğrenmeye devam edelim. RSDİP’in 1906’da ki birlik kongresinin birleşimine bakalım.
Lenin ‘’partiye çağrı’’ başlığıyla ezilen uluslardan Polonya ve Letonya komünist örgütleriyle RSDİP’in birleşmesini böyle coşkuyla müjdeliyor. ‘’Yoldaşlar! Birlik kongresi yapıldı. Artık bölünmüşlük yok. Sadece eski ‘’Bolşevik’’ ve ‘’Menşevik’’ fraksiyonlar örgütsel olarak birbiriyle tamamen kaynaşmakla kalmadı aynı zamanda RSDİP ve Polonya Sosyal Demokrasisinin birliği de sağlandı, Letonya Sosyal Demokrasisiyle bir birlik anlaşması imzalandı ve Yahudi Sosyal Demokrasisiyle, yani BUND’la birlik üzerine geçici bir karar alındı.’’ (Lenin, Seçme eserler, Cilt.3, Sf.438, İnter Yayınları) – Polonya, Letonya sosyalist örgütleri ve Yahudi sosyalist örgütü kendilerini fes etmiş değiller, özerk yapılarını güvenceleyen özerklikle RSDİP’le birleşmişlerdir. Deneyim birçok milliyetlere ait sosyalist örgütlerin bir tek partide birleşerek ortaya çıka bildiğini göstermektedir. Rusya, Almanya, Avusturya’nın ulusal baskısı altında olan dönemin Polonya komünist hareketine ayrıca değineceğiz, şimdi RSDİP’in 1907’tarihli 5. Kongresindeki temsiliyet bileşenlerine bakılması halinde ezilen milliyetlerin sosyalist temsilcilerinin tek partide örgütlenmenin biçimi de daha iyi anlaşılacaktır. Kapitalizmin Doğu Avrupa’da gelişmesiyle ezilen uluslarda proleter sosyalist partilerin ortaya çıkmasına yol açtı. Bakalım RSDİP 5.Kongrei bileşenlerine: ‘’MK seçimlerinde de Bolşevikler üstünlük sağladılar… Kongredeki seçimler temelinde MK’nın toplamı 15 üyesinden 5’i Bolşevik, 4’dü Menşevik diğer 6 üye, milliyetlerin sosyal-demokrat partilerinin temsilcileriydi.

Bunlardan Bund, Polonya ve Letonya sosyal demokratları temsilcilerini kongreden sonra belirleyeceklerdi… Kongrede delegeler olarak 90 Bolşevik, 85 Menşevik, 85 Polonyalı, 56 Bund ve 26 letonyalı vardı.’’ (Lenin, Seçme Eserler, Cilt.3, SF.563, Notlar-İnter Yayınları.)

  • Özcesi Türkiye’de sosyalist harekette ‘’ezilen milliyetlere ait sosyalist parti olmaz’’ saçma egemen düşüncenin akisine, çeşitli ezilen milliyetlerin sosyalist partilerinin RSDİP’in seksiyonları-parçaları olarak mücadele ettikleri ve uluslararası komünist harekete muazzam bir tarihi tecrübe miras bıraktıkları görmezden gelinemez. Çok milliyetli devletlerde tek hakim ulusun sosyalist partisiyle bütün ezilen milliyetlerden proletaryanın örgütlene bileceği beklentisi ham hayaldir. Sovyet devrimiyle Rusya’da sosyalist bağımsız cumhuriyetler federasyon biçiminde birbirine bağlanmışsa bu sadece Rus komünistlerinin mücadelesinin bir sonucu değil, aynı zamanda çeşitli ulusların sosyalist partilerde örgütlü proleterlerin görevlerini yapmalarının bir sonucudur. Rusya’da 16 Sovyet sosyalist cumhuriyetin proleter devriminden sonra ortaya
    çıkmasının örgütlenme biçimini kavramayan Türkiye devrimci hareketi Rusya sosyal demokrasisi ile bütün ezilen uluslardan proletaryanın örgütlendiğine kendisini inandırmış olmalı ki RSDİP’in ulusal parçaları olan bu federal cumhuriyetlerin komünist partilerinin ne işe yaradığını düşünmek istemiyor. RSDİP kongresinde Polonya, Letonyalı, Estonyalı, Litvanyalı, Ukraynalı sosyalist delegelerin hangi örgütleri temsilen kongrede bulundukları, RSDİP’in MK’sin de yer almalarının örgütsel içeriğinin anlamı üstünden atlandığı için Türkiye’de sınıf savaşımına
    hakim ulus zihniyetinden alınmış monolotik yaklaşımla damgalanıyor. Biraz araştırılsa Polonya, Litvanya, Letonya gibi ezilen uluslarda sosyalist partilerin RSDİP’ten önce kurulduğu görülecektir. Örgütleyici dehası Lenin başarısı işte bütün bu ezilen milliyetlerin sosyalist partilerini tek örgütte birleştirmesinde başarmasındandır. Kürdistan komünist partisi kurulmasını Lenin, Stalin’in düşüncelerine ‘’dayandırılarak’’ (!) reddedilmesinin Türk komünistleri açısından makul ve affedilebilir yanı yoktur. Lenin, Stalin’in ulusal meselenin çözümünde uluslararası komünist harekete bıraktıkları büyük teorik miras ve pratik deneyimin gösterdiği doğrultuyu kavramayan Maoist komünistler ulusa göre bağımsız hareket eden parti anlayışını dışlayan, onun yerine ezen ve ezilen uluslara ait sosyalist partilerinin birleşik mücadelesini tek partide ortaya çıkarak proletaryayı kaynaştıran perspektifi benimsemektedir. Ulusa göre ayrı, bağımsız örgütü dışlamanın ezilen bu uluslarda proleterlerin kendi sosyalist örgütlerini kurmayı men etmek anlamına gelmediğini ne yazık ki Türkiye sosyalist hareketini kavramamıştır. Eğer Rusya’da her ulustan komünist partiler ‘’Her koyun kendi bacağından asılır’’ deyip, kendi yolundan gitmiş, ortak mücadeleyi reddetmiş olsaydı Sovyet devrimi başarıya ulaşmazdı. Ulusa göre kendi yolunda giden partiler milliyetçilik batağına ama birleşik savaşın yolundan sapmayan ezilen uluslara ait komünist partiler ise enternasyonalizm bayrağını göndere çekmiştir. Bolşevikler bu iki ayrıma vurgu yapmışlardır. Bu anlamıyla Kürt proletaryasının kendisini örgütleme görevine Türkiye’de ‘’komünistlik’’ adına konulan ambargonun parçalanmasının teorik ve pratik temelinin Marksizm bilimiyle açıklaması teorik geriliğe de vurulmuş bir neşterdir. Partimiz Kürdistan’da şu ya da bu burjuva ulusal hareketin arkasına takılmayı değil, Kürdistanlı komünistlerle birleşmeyi, orada proleter sınıf siyasetini geliştirilmesi siyasetini temel alır. Kürdistan’da devrimci işçi sınıfının burjuvaziye karşı savaşımın tamamen bir kenara atan ve kendisini burjuva ulusal hareketlerini destekle sınırlayan Türkiye küçük- burjuva sosyalistlerinin tutumu ile partimiz net olarak ayrışır. Ulusal soruna proleter çözüm yolu Kürt işçi-emekçilerin emeğin kızıl bayrağı altında toplanmadan başarılamayacağı unutulmamalı. Ulusal sorunda ayrılık değil Türk işçileriyle eşit ve kardeşçe birlikte yaşamayı savunacak olan sınıf bilinçli Kürt işçisinden başkası değildir. Kürt halkını Türk halkıyla birlikte yapamayan Kürdistan komünist hareketi dışında hiçbir güç ikna edemeyeceği teorik olarak kabul edildikten sonra ezilen ulusun işçi sınıfının bir komünist örgütte toplaşması gerektiği de kendiliğinden anlaşılır. Türk ve Kürt işçilerinin enternasyonalizm ilkesiyle birbirleriyle kaynaşması ancak bu şekilde başarıla bilir. Türk
    komünistlerinden farklı olarak Kürt ulusunun baskı altında olma şartları nedeniyle Kürt komünistlerin ulusal talepleri ileri sürmeleri hem gerekli, hem de amaca uygundur. İşçi sınıfının kapitalistler sınıfının sömürüsü ve iktidarına karşı savaşımı şu ya da bu ulusu farkına dayanmayan evrensel bir ortaklıktır. Ortak sınıf düşmanına karşı savaşan proletarya bu enternasyonal halkayla birleşir. Her türden baskıya karşı mücadele eden komünistler ezen ve ezilen ulusların olduğu toplumsal, siyasal şartlarda enternasyonalizm ilkesine bağlı ortak mücadeleyi güçlendiren ve geliştiren çizgide ikili görevlerini yerine getirirler. Türk komünistler Kürtlerin ayrılıp ayrı bir devlet kurma hakkını savunarak, sosyal şovenizme, milli baskıya karşı durarak, ortak savaşım ilkesini en üste tutarak, Kürt komünistleri de ayrılmayı değil Türk halkıyla birlikte yaşamayı, burjuva ayrılıkçı fikirlere karşı tutarlı bir birlik propagandası yürütmeyi, ayrı örgütle kendi yoluna gitmeyi değil Türk komünistleriyle ortak mücadeleyi ve birleşmeyi esas aldıkça enternasyonalist ikili görevler yerine getirilmiş olur. Bu ikili ödevler nasıl ki Türkiye’de komünist örgüt olmaksızın başarılamayacaksa, Kürdistan’da da komünist örgüt olmadan başarılamaz. Ezilen uluslara ait sosyalist partilerin varlığı ve RSDİP’le özerklik ilişkisi içinde
    örgütlenildiği Lenin’in yazdıklarından ve Sovyetlerde 20. yüzyıl komünist hareketin tarihi göstermektedir. Eğer Bolşevikler uluslara ait komünist partilerin kurulmasını doğru görmemiş olsalardı bu partilerle birleşmezdi. Lenin bu uluslardan partilerin özerk yapısından da söz etme gereği duymazdı. Bolşeviklerin öncülüğünde ‘’Rusya organizasyon komisyonu’’ tarafından 20’ye yakın örgütün etrafında birleştirilmesini Lenin 1912’de ki Prag konferansından sonra ‘’parti krizinin çözümü’’ makalesinde şöyle yansıtmıştı. ‘’Devrim RSDİP’i 3 ayrı, özerk ulusal sosyal-demokrat ve örgüt sözcüğün dar anlamında 2 tüm-Rusya fraksiyonu olarak geride bırakmıştır. Bu fraksiyonların, proletaryanın gelişme eğilimleri içinde burjuva devrimlerinin verili döneminde, onun yaşam koşularının bütününde derin kök salmış olduğu önemli olaylarla dolu 1905-1906-1907 yıllarının deneyimleriyle kanıtlanmıştır.’’ (Lenin, Seçme Eserler, Cilt.4, Sf.121 İnter yayınları)
  • Özerk yapıda uluslara ait sosyal-demokrat partilerin (komünist partileridir) RSDİP tarafından dışlanmadığı Lenin’in ifadelerinden çok net olarak bir kez daha anlaşılmaktadır. Polonya, Litvanya, Letonya
    ezilen uluslarına ait komünist partilerinin RSDİP’le ilişkisine benzer şekilde Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan komünistlerinin oluşturduğu Kafkasya sosyal-demokrat işçi örgütleri de bir federasyonda birleşerek RSDİP’in bir parçası olduğu da gözden kaçırılmamalı. Bütün bu örgütler çeşitli uluslara mensup olsalar da kendilerine özgü ayrı programları doğrultusunda hareket etmeyen ama yekpare bir örgütte birleşmiş yapılardır. RSDİP’te ki birleşik örgütlenme çeşitli uluslar ve azınlıkların komünist örgütlerine güvence temeline dayanarak genişleyen devrimci bir modeldir. Stalin’in eserlerinde Kafkasya komünist örgütler federasyonuna dair bilgiler mevcuttur. Kuruluş aşamasına dair özeti aktaralım: ‘’Mart 1903’te Tiflis’te Kafkasya Sosyal Demokrat İşçi Örgütleri 1. Kongresinde RSDİP Kafkasya Federasyonu olarak birleşen parti komiteleridir. Kongre Leninci ‘’İskra’’ nın siyasal çizgisini onayladı… program taslağını kabul etti. (…) kongre yönetici bir parti organı RSDİP Kafkas; federal komitelerini kurdu. O zaman Batum da hapishanede tutuklu bulunan J.V Stalin bu komiteye kendi yokluğunda seçildi: sürgünden kaçtıktan sonra 1904 yılı başından komitenin başına geçti’’ (Stalin, Eserler, Cilt.1, Not:8, İnter yayınları)
  • Gürcü, Ermeni, Azerbaycanlı ve başka etnik azınlıklardan işçi örgütlerinden oluşmuş RSDİP’in birleşeni olan Kafkasya federasyonunu biz nasıl anlamalıyız. Bu komünist örgütler ‘’Kongre örgütlenme’’ denilemeyeceğine göre biçimi nasıldır. Bundan proletaryanın parçası olduğu ulusu içinde, kendi ana dili, toplumsal yapısına uygun kendisini örgütlemesi ve RSDİP’in bir parçası olarak çeşitli uluslardan proletarya ile birleşmesini anlamalıyız. Örneğin Gürcü komünist hareketi Gürcistan’da, Azeri komünist hareketi Azerbaycan’da sömürücü sınıflara karşı savaşım verirken kendisini Rusya devlet sınırları içindeki bütün komünist hareketin kapitalizme karşı savaşımından ayırmıyor. Leninci ‘’İskranın’’ siyasal çizgisine esas alan Gürcü komünistlerin Gürcüce ‘’Brdesola’’ (mücadele) sosyalist gazetesindeki yazıların devrimden sonra ancak Rusça’ ya çevrile bilmesi Sovyetlerde komünist hareketin mücadelesiyle bir tezatlık oluşturmaz. ‘’Gürcü sosyal demokrat hareketi’’ diyor Stalin ‘’Kendine özgü bir programı olan ayrı, yalnızca Gürcü bir hareket olmayıp tüm Rusya hareketiyle el ele gider ve dolaysıyla RSDİP’e tabidir. Bu nedenle; Gürcü sosyal demokrat gazetesinin öncelikle yerel sorunlara ışık tutan ve yerel hareketi yansıtan sadece yerel bir organ olması gerektiği açıktır.’’ (Stalin, Eserler, Cilt.1, Sf.27-28, İnter yayınları
  • Gürcü komünistleri için gazetenin partinin Gürcistan’daki sesi olması gerektiğini Stalin ifade etmektedir. Çok milliyetli bir devlette ulusal seksiyonların birleşik örgütünü oluşturan parti merkezi rolünü yerine getirse de, tek tek ezilen uluslardaki komünist örgütler merkezi perspektifle uyumlu yerel görevleri üstlenmekteydi. Sadece Gürcü
    komünistler değil, proleter bir örgüte sahip diğer ezilen uluslardaki komünistlerde kendi ana dillerinde Marksist bir yazın yaratarak emekçilerin ihtiyacını karşıladılar. Rusça gazeteleri akıcı okuyamayan halk kitlelerinin bilincini değiştirmede ana dilde gazeteler çıkararak uygun araçlar yaratmaktan geri durmadılar. Meselenin dikkat çekici yanı şu ki 21.ci yüzyıl boyunca imha, inkar ve asimilasyon politikası altında inim inim inleyen Kürtlerin çoğunluğu bugün akıcı Kürtçe okuyamıyor. Komünist hareket kültür ve dilde dahil yok sayılan Kürt ulusuna uygulanan milli baskıya karşı tam cephede durarak yok sayılan dil ile konuşmaya başlayarak işi ilerletmesi gerekirken bundan uzaklaştı. Her seferinde ‘’ulusa göre örgütlenme olmaz’’ tekerlemeleriyle oportünist sapmaların üstü örtüldü. Sovyetlerin tarihinden örnekler verdiğimiz ezilen uluslarda Polonya, Letonya, Ukrayna’da olduğu gibi komünist örgütlerde kurulmuş birçok ulusun ayrı ayrı kendi dillerinde Marksist bir yazına sahip oldukları görülmektedir. Ezilen uluslara ait işçi sınıfı örgütlerinin özerklik yapıları güvencelenerek RSDİP ile birleştikleri çokça vurgulandı. Türkiye’de ise devrimci hareketin sınıf bilinçli Kürt proleterlerin bir partide ortaya çıkmasına cepheden karşı çıkmasının 1. sonucu Kürdistan’da sınıf hareketinin gelişmesini köstekleme, ve bunun bir diğer kaçınılmaz sonucu ise Kürtçe Marksist yazının gelişmemesidir. Kürdistan’da bir komünist partinin doğuşuna karşı çıkmak için komünistlerin hiçbir gerekçesi yoktur. Ancak devrimci proletaryanın gücünü parçalayan tutumlar reddedilir. Meselenin ayrışım noktası açıktı: merkezi ayrı, kendi yoluna giden bir parti olarak mı yola devam edilecek yoksa burjuvaziye karşı Kürt ve Türk-diğer parçalarda ise Arap ve Fars işçileriyle yek pare bir komünist partiyle birleşerek mi savaşım verilecek? Uluslar arası komünist hareketin tarihi ikincisinin, yalnızca ikincisinin doğru olduğunu göstermektedir. Örneğin Gürcistan komünist hareketi veyahut ta Polonya komünist hareketi denildiğinde (Lenin ve Stalin eserlerinde Gürcistan sosyal demokrat hareketi, Polonya sosyal demokrat hareketi olarak çoğunlukla geçer.) Ve bunlar Lenin, Stalin’in eserlerinde okunduğunda Türk komünistlerinin (hatta onların etkisi altındaki Kürt komünistler ve çoğunlukla) bu partilere ‘’milliyetçi’’ ya da ‘’uluslara göre neden örgütlenilmiş’’ vs. bakmaması dikkat çekicidir. Oysa Gürcistan, Polonya ya da Ukrayna komünist hareketin tüm Rusya’nın komünist hareketin birer parçaları olmalarının üzerinde durulması halinde Kürdistan komünist hareketinin oluşması zorunluluğuna da karşı çıkılmazdı. Kürt ve Türk işçilerinin aynı amaç uğruna örgütsel birliğini Türkiye komünist hareketiyle Kürdistan komünist hareketinin enternasyonalizm temeline dayalı birliği ve mücadelesi olarak
    kavramayan teorinin nesnel gerçeklerden kopuk olduğu görülmeli…
  • İşçi sınıfı bilincinin ilerletilmesi milli denilen çıkar ve isteklerin aşılması için ulusal sorunu ayrıt etmesini öğrenmeli, işçilerin kafasına örülen milliyetçi çitlerin kırılması için Kürt ve Türk proleterlerinin ulusal uçurumu kaldırarak bir partiyle örgütlenmesi gerekir. Bu bakış açısından partimiz Kürdistan komünist hareketini ayrı yöne giden bir örgüt olarak ele almıyor. Hassa ve önemli olan ulusal sorunun sanıldığı kadar basit olmadığını tarih göstermektedir. Ulusal sorun Türkiye’de proleter hareketin gündeminde önemli oranda yer edindiğinden çözüm programı ve örgütlenme yöntem ve ilkelerimizin net ve açık ortaya konulması, eksikliklerinin giderilmesi, yeni ödevlerin ivedi şekilde
    yerine getirilmesi güncelliğini korumaktadır. Partimiz geç olsa da ‘’ulusa göre ayrı örgütlenme olmaz’’ cümlesindeki anlam kargaşasını düzeltmiştir. ‘’Ayrı parti’’ kavramı önemlidir. Türkiye’de devrimci hareketin ‘’ulusa göre ayrı parti’’ kavramına ya da cümlesine yüklediği anlam ile Bolşeviklerin yükseldiği anlam tam zıttır. Lenin ve Stalin yoldaşları aynı devlet altında yaşayan farklı uluslara ait işçi sınıfının ortak sınıf düşmanlarına karşı ayrı ayrı yönlere giden bağımsız partilerle bölünmelerine daima karşı çıkmışlarıdır. Ezilen uluslara ait komünist örgütler-Polonya, Ukrayna, Kafkasya federasyonu, Litvanya, Letonya, Estonya örgütleri gibi-tek merkezi yek pare bir partiyle mücadele
    etmenin gerekliliğini çok boyutlu faktörüyle temellendiren Lenin’den başkası değil. Bolşevikler ‘’uluslara göre ayrı ayrı örgütler olmamalı’’ derken kendi kendileriyle çelişkiye mi düşmüşlerdi. Sovyetler komünist hareketi ulusal sorunda ve proletaryanın örgütlenme meselesinde son derece ilkeli bir çizgiye sahiptir. Türkiye komünist hareketi ve küçük burjuva devrimciliği Leninizm’in ulusal meseledeki bu tutumunun
    doğru temelde kavrayamamıştır. Lenin ve Stalin’in ‘’milliyetler göre örgütlenmeyi’’ reddeden doğru anlayışında yüklü olan anlamın öz muhtevası üzerinde düşünülmeden dogmatikçe tekrarlara sığınılmıştır. Stalin ve Lenin’in kimi pasajlarının üzerinde yorumlarla aktarılıp Kürt proletaryasının örgüt kurmasının yadsınması arasındaki güçlü bağın
    etkinliğinin sürmesi ciddi bir teorik meseleyle karşı karşıya olduğumuzun da göstergesidir. RSDİP (Bolşevik)
    nisan konferansı 24/29 1917’de Stalin- ‘’Ulusal sorun üzerine rapor’’ konuşmasında çeşitli uluslardan proleterlerin yek pare bir partide örgütlenmesindeki çözüm yoluna işaret etmektedir. Stalin’in aktaracağımız pasajındaki perspektifi Türkiye’de ezilen uluslardan proleterlerin komünist örgüt kurmaları olarak kavranmaktadır. ‘’Bir plan ‘’diyor Stalin ‘’işçilerin milliyetlere göre örgütlenmesini öngörmektedir.’’ Ne kadar ulus varsa o kadar parti bu plan sosyal
    demokrasi tarafından reddedilmiştir. Pratik göstermiştir ki belli bir devletin proletaryasının milliyetlere göre örgütlenmesi yalnızca sınıf dayanışması fikrini mahvetmeye varır. Belli bir devlet içinde ki bütün ulusların proleterlerinin tümü tek bölünmez proleter kolektifte örgütlenmelidir.’’
    (Stalin, Eserler, Cilt.3, Sf.62, İnter yayınları)
    – Stalin’in de ifade ettiği gibi Bolşeviklerin tavrı çok nettir; her ulusa göre ayrı hareket eden bağımsız parti planı reddedilmiştir. Bu ayrılıkçı planın karşısına bütün ulusların proleterlerinin bir partide birleşmesi perspektifi konulmuştur. Türkiye sosyalist hareketi beli bir devlet içinde çeşitli ulusların proleterlerinin hangi biçimde tek bölünmez bir partide nasıl örgütlendikleri üzerinde ciddiyetle durmadan ‘’ulusa göre örgütler olmaz’’ tutumuna farklı bir anlam yüklemiştir. Oysa Lenin, Stalin ulusal sorunda sık sık çeşitli ulusların proleterlerinin tek partide ortaya çıkması gerektiğini vurgularken hayla hazırda çeşitli uluslara ait komünist parti seksiyonlarıyla tek kolektifte birleşmişlerdi. Lenin, Stalin’in reddettiği ‘’ne kadar ulus varsa o kadar parti’’ anlayışı ezilen uluslarda sosyalistlerin bağımsız ayrı hareket etmeyi esas alan örgüt olmayı öne çıkaran düşünce ve milliyetçi pratiğe karşı söylenmiştir. Hiçbir şekilde bir devlet içinde ezilen ulusların proleterlerin komünist örgüt kurmasına karşı geliştirilmiş bir düşünce değildir. Örneğin Kürt ve Türk proleterlerin ayrı hareket eden ayrı program stratejiye sahip iki birbirinden ilgisiz dayanışmayı parçalayan partiler yerine, Türk ve Kürt proleterlerin komünist örgütlerinin bir partide birleşmesi perspektifinin savunulması şeklinde özetleye biliriz. Böylece çok milliyetli devlet içinde proleterlerin nasıl örgütlenmesi gerektiği sorusu da yanıtlanmış olmaktadır. Avusturya’da aynı tarihi dönemde çeşitli ulusların sosyalist partilerin yek pare bir partide birleşerek mücadele etmek yerine tamda Bolşeviklerin karşı çıktığı ‘’Ne kadar ulus varsa o kadar parti’’ biçiminde ayrışmaları ve kendi başlarına bağımsız hareket etmeleri işçi sınıfını ulusa göre parçalara göre bölme örneğini oluşturur. Rusya’da ise
    Bundun sosyalizmi milliyetçiliğe uyarlama çabasıyla düştüğü sapmanın özü de aynıdır. Stalin Avusturya’da sosyal demokrasinin iflas eden deneyimi ve Rusya’da Bundun milliyetçi tutumuna karşı RSDİP’in perspektifini şöyle özetler: ‘’Böyle bir duruma karşı tek çıkar yol, enternasyonalizm ilkelerine dayanan örgütlenmedir. Rusya’nın bütün milliyetler işçilerinin, hemen tek ve birleşmiş topluluklar içinde toplanması, bu toplulukları tek bir parti içinde birleşmesi görev işte budur. Partinin bu kuruluş biçiminin, bölgelerin tek bir bütün içindeki parti içindeki geniş bir özerkliği dışlamadığı, ama içerdiği kolay anlaşılır.’’ (Stalin, Marksizm ve ulusal sorun, Sömürge sorunu, sf.73 sol yayınları.
  • Demek oluyor ki ‘’işçilerin milliyetlere göre örgütlenmesini ön gören’’ ayrılıkçı hatalı anlayışın karşısına konulan doğru anlayış şudur: çeşitli ulusların proleterleri ait oldukları ülkede bir örgütte toplaşması ve bu örgütlerinde geniş bir özerklikle tek bir bütünü meydana getirecek partide birleştirilmesidir. Türkiye’de işçi sınıfı hareketinde Lenin ve Stalin’in aynı devlet içinde milliyetlere göre ayrı bağımsız hareket eden tek tek örgütlere karşı koyuşunun hatalı yorumu onların çeşitli ulusların proleterlerine ait tek tek komünist örgütlerin geniş bir özerkle bir partide birleşildiğin görmesinde engellenmiştir. Madem ‘’ulusa göre örgütlenme olmaz’’ deniliyor o halde Kürt proleterlerinin bir örgüt kurmalarına da gerek yok sonucu çıkarılmıştır. Şimdiye kadar Sovyet deneyimi ve örgütleneme pratiğini aktararak bu sosyal şoven düşüncenin temelsizliğini açıkladık. Tekrara düşmeyi göze almamızın nedeni ise Kürt ve Türk proleterlerinin enternasyonalizm ilkesine dayalı olması gereken mücadelesini baltalayan düşüncelerinin bu teorik sapma ve gerilik zemininden yükseliyor olmasındandır. Kürt ulusundan işçiler ait oldukları toplumun dil, kültür, iktisadi ve tarihi şartları içinde bir komünist parti kurup birleşmeleri ‘’ulusa göre ayrı örgütlenme’’ anlamına mı gelir? Ruhsal dar görüşlülük bataklığına saplanıp ‘’her koyun kendi bacağından asılır’’ diyerek, kendi başına bağımsız hareket edip, Türk ulusu ve diğer çeşitli azınlıktan işçilerle ortak mücadeleyi bir kenara atarak bir partide birleşmeyi reddederse o zaman milliyetçiliğe düşer ve buna ‘’ulusa göre ayrı örgütlenme’’ denilir. Faka Türk komünistlerinden farklı bir siyasal amaç içinde olmayan Kürt işçilerinin komünist örgütü enternasyonalizm ilkesini esas alır, Türk işçileri, keza Rum, Ermeni, Laz, Çerkez, Arap, Gürcü, Pomak vd. azınlık milliyetlerden işçilerle bir partide ortaya çıkmayı esas aldığı sürece buna asla ‘’uluslara göre örgütlenme’’ denemez. Bu iki ayrımı yapamayan bir örgütün ulusal sorun programı bilimsel olamaz. Türk işçilerini örgütleme esası üzerine oturan ve Kürt işçilerinin komünist örgüt kurması dışlayan Türk komünistlerinin, ezilen ulusun proleterlerinin örgütlü olmadığı Kürdistan’da ulusal soruna proleter çözüm istemesinin hiçbir karşılığının olmadığını anlayamamasının nedeni de bu teorik sapmaya dayanmaktadır. Ezilen uluslarda milli meselenin proleter çözümü ancak o milliyetlerinin işçi sınıfına komünist partileri önderliediyorsa mümkün olabileceği unutulmamalı. Türkiye’de ayrılıkçı, proleterlerinin dayanışmasını parçalayan ezilen ulus ve azınlıklarının proleterleri değil, bilakis sosyal-şovenizmin etkisi altında olan Türkiye komünist hareketi olmuştur. Sadece Türk işçilerine komünist örgüt kurma hakkını tanıyan anlayış şu ya da bu teorik farklar taşıyan ama kendilerini ‘’sosyalist’’, ‘’Marksist’’, ‘’komünist’’ tanımlayan Kürdistanlı sosyalistlerin ayrı örgüt ve oluşumlarla parçalanmalarına da vesile olmuştur. Haklı olarak kendi dili ve toplumsal şartları içinde örgütlenmede ısrar eden Kürdistanlı sosyalistlerin ortak mücadele talebi Türk komünistlerince reddedilmesi fiili olarak onları ayrı, kendi başına çeşitli yapı ve oluşumlarla hareke etmiştir. Burada ayrılıkçılığa, proleterlerin gücünü parçalayan tutuma sahip olan Türk komünistleridir. Enternasyonalizmi dışlayan bu düşünce ve pratik Türkiye’de ki komünist hareketi zayıflatmakla kalmamış, Kürt işçi ve köylülerini Kürt burjuva milli hareketlerinin kucağına itilmesine yol açmıştır. Türk, Kürt işçilerinin örgütlenmesi ve ulusal sorunda proleter çözüm planına sahip olmayan ne kadar küçük burjuva devrimci örgüt varsa, Kürt ulusal burjuva hareketinin kuyrukçuluğuna savrulması Kürt proleter örgütünü yadsıyan ama Kürt burjuva örgütlerine yanaşan Türk devrimcilerin başına gelmiş tarihin bir ironisidir. Komünistler açısından ulusal sorun devrimin bir parçasıdır. Ulusal sorunun devrimci bir perspektifle ele alınması ezen ve ezilen ulusların proleterlerin birlik zemini üzerinde yükselir. ‘’Öte yandan‘’ diyor Lenin ‘’ezilen ulusların sosyalistleri, ezilen ulusun işçileriyle ezen ulusun işçilerinin tam ve kayıtsız şartsız birliğini, örgütsel birlik dahil olmak üzere savunmalı ve gerçekleştirmelidirler. Bu olmaksızın burjuvazinin her çeşit entrikaları ve kalleşlikleri ve hileleri karşısında proletaryanın bağımsız siyasetini ve işçi sınıfını diğer ülkenin işçileriyle sınıf dayanışmasını ayakta tutmak imkansızdır. Çünkü ezilen ulusların burjuvazisi, işçileri aldatmak için ulusal kurtuluş şiarlarını sürekli istismar eder.’’ (Lenin, sosyalist devrim ve UKKTH) – Demek ki Leninizm’in bakış açısından Kürt sosyalistleri Türk ve Kürt işçilerinin kayıtsız ve şartsız birliğini savunmalı, onlarla örgütsel birlik gerçekleştirmelidir. Kürt işçilerin kendisi için sınıf olma bilinciyle
    örgütlenmedikçe Kürt burjuvazisinin ulusal kurtuluş şiarları altına gizlenmiş ve emperyalizme yanaşmayı meşrulaştıran politikasının etkisinden kurtulamaz. Kürdistan’da Kürt burjuvazisinin milliyetçi emellerine karşı Kürdistanlı sosyalistlerin ancak mücadele edebileceğini kavramak hiçte zor olmasa da gerek. Ulusal baskı ve etken dikkate alınmadan kabaca teorik düzlemde sınıf dayanışması vurgusunun proleterleri birleştirmeye yetmediği eksine görevlerin üstünden atlamayı kolaylaştırdığı görülmeli. İlk darbenin ezilen ulusu sosyalistlerin komünist örgüt kurmasını yatsıyan sosyal şoven düşünceye vurularak işe başlaması zorunludur.
  • Çünkü proleteryanın biricik silahı örgüttür. Komünist örgüt olmadan Kürt işçi, emekçi köylüleri örgütlenemez ve diğer milliyetlerle işçilerle kurması gereken sınıf dayanışmasını geliştiremez. Uluslararası komünist hareketin (UKH) ölümsüz öğretmenlerin ve Stalin yoldaşlardan yaptığımız alıntıların anlamı şudur: RSDİP ulusal sosyalist parti seksiyonlarına geniş bir özerklik tanımıştır. Bu planla Polonya, Ukrayna, Letonya, Litvanya, Kafkasya federasyonu (Gürcistan, Ermenistan,
    Azerbaycan) gibi ezilen milliyetler komünist örgütlerini RSDİP’te birleştirildi birçok uluslardan komünist partilerin birleştirildiği Rusya’daki Leninizm’in bu perspektifi partimiz ve genel olarak Türkiye devrimci hareketince doğru kavranmamıştır. Mevcut durumda komünist hareket iki yoldan birini seçecektir: ya dün olduğu gibi Kürt proletaryasının sınıf mücadelesine kayıtsız kalarak-Kürt işçilerinin örgüt kurmasına karşı çıkan ve ezen ve ezilen ulus burjuvazilerine yardım etmeye devam eder. Ya da Kürt ve Türk işçilerinin birleşmesinin tek güvencesi enternasyonalizmin ilkesi temelinde Kürt işçilerinin komünist örgütte toplaşması zorunluluğunu kavrar ve Türkiye’de komünist hareketin temelleri yeniden kurulmuş olur. Ortası yok; ya Kürdistan’da sınıf mücadelesiyle bağı kopmuş Türkiye Komünist hareketi ya da Türk ve Kürt sınıf bilinçli işçilerini kaynaştıran bir parti modeli… Enternasyonalizmin çeşitli uluslardan işçi sınıfının birleşme ilkesidir. Pratik açıdan Kürt ulusal sorununu çözümünde de proletaryanın dayanak noktasıdır. Kürtlere benzer bir şekilde yüzyıl önce üç ayrı hakim ulusun baskısı altında olan Polonya’da komünist hareketin Rus ve Alman komünist hareketiyle enternasyonal hareketiyle- birleşmelerine dair bilgileri hatırlatmak ulusal soruna yaklaşımda üstünde durduğumuz konuyu kavramaya yardım edici örnek olacaktır.
  • Genel çerçevede Rusya devlet sınırları içinde 1917 sosyalist devriminden önce çeşitli ezilen ulusların komünist örgütlerinin RSDİP’e geniş bir özerklik temelinde katıldıklarını yeterince açıkladık.
    Devrimden sonra en geri bölgelerdeki uluslarında komünist örgütlerinin kurulduğu da unutulmamalı. Polonyalı komünistlerinin Rus komünistleriyle bir partide buluşması Rusya’da bir istisna oluşturmaz ama üç parçaya bölünmüş bir ülkedeki komünistlerin mücadele deneyimi, dört parçaya bölünmüş Kürdistanlı komünistlere eğitici ve anlaşılır bir örnek oluştura bilir. Polonya Sovyet devrimine kadar Avusturya-Macaristan, Almanya ve Rusya’nın işgali altında üçe bölünmüş ezilen bir ulustur. Polonya’da ‘’Proletarya’’ örgütüyle mücadeleye atılan (1889) Rosa Luxemburg’un 1918-19 Alman
    devriminde katledilmesiyle sonuçlanan yaşamı komünistlerin enternasyonalizmin mücadelesine de örnektir. Rosa Luxemburg’un önderleri arasında olduğu Polonya komünist hareketi hem Rusya hem Avusturya, hem de Almanya komünist hareketine katılarak mücadele yürütmüştür. Bu nedenle Rosa sadece Polonyalı sosyalistlerin önderi değil Almanya sosyal demokrasisinin de dikkat çeken önderlerinden biriydi. Hem Rusya’da zaferle taçlanan Sovyet devrimi, hem de Almanya’da kanla bastırılan devrimlerin içinde yer alan Polonyalı komünistlerin enternasyonalizm ilkesine sıkı sıkıya bağlı çizgileri dikkatle incelenmeli. Polonya sosyalist hareketinde hem ulusa göre örgütlenmeyi-milliyetçi-hem de
    enternasyonalizm ilkesine bağlı mücadeleyi esas alan iki eğilim vardır.
  • Polonya’nın bütünlüğünü ve ulusal bağımsızlığını savunan ikinci enternasyonal kongrelerine de katılan Polonya sosyalist partisi (PSP) Rus, Alman komünist hareketleriyle birleşmekten kaçarak Lenin’in ulusa göre ayrı örgütlenme dediği milliyetçi karşı devrimci pozisyona evirildi. Sovyet devriminde burjuvazinin safında yer aldı. Rosa Luxemburg’un yazı kurulun da yer aldığı ‘’işçi davası’’ gurubu PSP yönetiminin kendilerini parti içinde yaşatmayacağını anladıktan sonra 1894’te Polonya krallığı sosyal demokrasisini (SDKP) kurdu. Polonya
    krallığı deyimi coğrafi olarak Polonya’nın yalnızca Rus işgali altındaki bölümünü ifade ediyordu. SDKP’nin programı PSP’nin tersine enternasyonalistti. Rus sosyalistlerinin birleşerek bir sosyalist parti kurmaları isteniyor ve kurulacak olan bu parti ile ortak mücadele amaçlanıyordu. (Rosa Luxemburg, Spartakisler Ne İstiyor, Sf.15)
  • Genelde ezen, işgalci, sömürgeci uluslarda komünist örgütler, ezilen uluslardan önce kurulur ama Polonya ve Litvanya’da Rusya’dan önce komünist parti konulmuştur. Polonyalı komünistler işin başındayken Rus komünistleriyle ortak mücadele ilanına bağlı kalmışlardır. Rosa Luxemburg, L. Jogichen ve daha sonra 1937’ye kadar Polonya komünist partisi genel sekreterliğini yapacak Warszawski ve yoldaşlarının kurucu çekirdeğinde yer aldıkları SDKP amacına uygun hareket etmiştir. Litvanyalı komünistlerle de birleşmişlerdir. ‘’1899’da Litvanya’da ki entenasyonalist sosyalist grup SDKP’ne katılma kararı aldı. 1900’de ki ikinci kongrede partinin adı SDKPİL (Polonya Krallığı ve Litvanya sosyal demokrasisi) oldu.’’ ( Rosa Luxemburg, Spartakisler Ne İstiyor, Sf.15) Polonyalı ve Litvanyalı komünistler kardeş proleter partilerle ilişkilerini geliştirdiler. (PSP) Polonya sosyalist partisi Almanya sınırları içerisindeki Polonya’da Alman sosyal demokrasisiyle ortak mücadele yürütmüyor, tümüyle bağımsız bir hat izliyordu. SDKPİL(Polonya Krallığı ve Litvanya Sosyal Demokrasisi) adına Rosa Luxemburg’un Almanya sosyal
    demokrasi partisine başvurması ile SDKPİL ile Alman sosyal demokrasinin ortak mücadelesi başlamış oldu. Rosa SDP içinde etkin bir kadro ve teorisyen olarak yerini almıştır. Lenin ve Stalin’in sık sık ‘’ne kadar ulus varsa o kadar ayrı örgüt’’ ya da ‘’milliyetler göre örgütlenme’’ olarak tanımladıkları milliyetçi hatta en iyi örneklerden biri Polonya’da tümüyle bağımsız hareket eden ve ezen ulus komünist partileriyle ortak savaşımı ısrarla reddeden Polonya sosyalist partisi (PSP) dir. Rosa Luxemburg, L. Jogichen’ lerin önderlik ettiği SDKPİL ise enternasyonalist çizgide ezilen ulusa ait komünist partisine örnek oluşturur. Polonyalı sosyalistler sadece Alman proleter hareketiyle birleşmekle kalmadılar
    Rusya parçasında da Rusya komünist hareketine katıldılar. Almanya Polonya’sında sosyal demokrat partinin çalışmalarının örgütleyicisi Rosa ve yoldaşlarıydı. ‘’Rosa Luxemburg, 1903’te enternasyonalin daimi bürosuna seçildi. 1904 Amsterdam kongresinde hem Almanya SDP temsilcisi, hem de SDKPİL yöneticisi sıfatıyla katıldı.’’ (Rosa Luxemburg, Spartakisler Ne istiyor, Sf.21)
  • Rusya sosyal demokrat işçi partisi (RSDİP) Polonya ve Litvanya sosyal demokrasisi örgütünden-SDKPİL’den-sonra 1898’de kurulmuştur. SDKPİL’in RSDİP’e 1903 kongresinde katılma durumu söz konusu olmasına rağmen birleşme gerçekleşmemiş, istenilen RSDİP ile SDKPİL birleşmesi 1906 kongresinde sağlanmıştır. Böylece Rus çarlığı baskısı altındaki Polonya ve aynı biçimde ezilen bir ulus olan Litvanya
    milliyetine mensup komünist örgütler güvencelenen özerklikle RSDİP’le birleştiler. SDKPİL yöneticileri 1906 kongresinde yeni seçilen RSDİP merkez komitesine alınmışlardır. Polonyalı, Litvanyalı sosyalistlerin RSDİP’e katılımı SDKPİL tasfiyesi, veyahut ta fesih anlamına gelmemektedir. Bu örgütler artık RSDİP’le birleştiklerinden daha önce kendi başına tümüyle kendi direktifleriyle ve programı doğrultusunda bağımsız merkezi yapısı tarafından yürütülen bir çalışmayı değil,
    kendilerinin de parçası oldukları RSDİP merkezi direktifleri, programı ve talimatları doğrultusunda mücadele etmeyi kabul ettiği anlamına gelmektedir. Örneğin Polonya Sosyalist Partisi RSDİP’e katılmadığı için böyle bir zorunluğu olmadığından kendi başına-ulusa göre ayrı örgüt formülüyle-bağımsız ayrı bir örgüt olarak çalışmaya devam etmiştir.
    Aynı devlet içinde ortak sınıf düşmanlarına karşı ezen ve diğer ulusların proleterleriyle birlikte savaşımın önemini yadsıyarak işçi sınıfın gücünü bölmüş milliyetçiliğe savrulmuştur. SDKPİL ise enternasyonalist çizgiyle çeşitli milliyetlerden işçilerin birlikte mücadelesini benimsemiştir. Birliğin sağlandığı RSDİP kongresinden sonra Rosa Luxemburg ve L. Jogichen hapisteyken 1906 Haziranında SDKPİL kongresini toplamıştır. Bu süreç şöyle özetlenmiştir: ‘’ (…) Mart, Nisan aylarında Stockholm de bir kongrede (1906, RSDİP kongresidir.) yalnız Bolşeviklerle
    Menşevikler yeniden birleşmekle kalmamış, RSDİP’ne Bund ve SDKPİL’de katılmış ve SDKPİL’in kim yöneticileri yeni merkez komiteye alınmıştı. Ardından Haziran başında Rosa ile Jogichen’ in yokluğunda (Her ikisi de Hapisteydiler) Marcewski ve Dzieızynski’nin başkanlığında SDKPİL’in kongresi toplanmıştır.’’ (Rosa Luxemburg, Spartakisler Ne İstiyor, Sf.27)
  • Bütün bu örnekler neyi gösteriyor? Marksizm, Leninizm, Maoizm ideolojisi, örgütsel anlayışı aynı devlet içinde ezilen ulusların proleterlerin komünist parti kurmalarını dışlamadığı aksine proleter örgütlerin doğuşunu savunduğu ve bu örgütlerin güçlerini birleştirerek tek parti ile savaş yürütülmesi gerektiğini söyler. Buna bağlı olarak Polonyalı komünistler RSDİP’e katılırken, Polonya’da partilerinin özerk yapısı korunmakta, kendi dillerinde komünist yazın sürmekte, kendi konferans, kongrelerini yapa bilmekte yöneticilerini kendi seçmektedirler. Ulusla sorunda cevap net ve açıktır. Enternasyonal proletaryanın tecrübeleri Kürdistanlı komünistlerin bir örgütte toplaşması gerektiğine işaret etmektedir. Görüldüğü gibi RSDİP’ten önce kurulan SDKPİL’in önderleri-Rosa Luxemburg vd.- suçlanamazlar.
    Çeşitli uluslara ait komünist partileri geniş bir özerklikle RSDİP’le birleştirme perspektifinin ustası Lenin’in ‘’hata yaptığı’’ da ileri sürülmeyeceğine göre geriye ezen ve ezilen uluslardan proleterleri örgütleriyle beraber birbiriyle kaynaştıran Sovyet planına sıkı sıkıya bağlı kalmak gerekmektedir. Kürdistan’da komünist örgütün kurulması ihtiyacını proletaryanın genel çıkarlarına uygunluğunu uluslararası komünist hareketin eşsiz tecrübelerine dayandırmaktayız. Üç parçaya bölünmüş ezilen ulus olan Polonya’da Polonyalı komünistlerin hem Alman, hem de Rus komünist hareketiyle olan ilişkileri örnek olmaya devam etmektedir. Devlet sınırları içinde birden fazla ulus varsa, kültür, tarih ve dilleri ayrı ayrı olan o uluslardan proleterlerin Türkiye’de olduğu gibi sadece Türk işçi sınıfına hitap eden bir örgütle kaynaştırılamayacağı, aksine çeşitli uluslardan proleterlerin kendi dillerinde ve ülkelerinde toplaştıkları, komünist örgütlerin birliğinden oluşan bir partiyle ancak görevlerin başarılabildiği öğrenilmeli. Sovyetlerde 1917 sosyalist devriminden sonra 16 farklı ulusal cumhuriyetin federal planla birleştirilmesi bu uluslardan komünist örgütlerin enternasyonalizm ilkesine dayalı görevlerini yapmasıyla başarılmıştır.
    ULUSAL SORUNDA GÖREVLERİMİZİ KAVRAYALIM
  • Türkiye devlet sınırları içinde egemen Türk milliyeti dışında Kürt milliyeti ve Türkiye’de dağınık yaşayan çeşitli azınlıklar vardır. Ulusal meselenin esasını Kürt ulusu teşkil etse de, azınlıklara uygulanan baskı ve asimilasyon nedeniyle azınlık milliyetlerin çelişkileri de milli meselenin içindedir. Ulusal meseleye dair düşüncemizi şöyle özetlemek mümkün:
    1) Ezilen ulusların ayrılıp ayrı devlet kurma hakkını kayıtsız, şartsız tanıması. Somut şartlarda bu düşünce milli baskı altında bulunan Kürt ulusunun ayrı devlet kurma hakkını şartsız, şurtsuz tanıması anlamına gelir. Alışıldık biçimiyle UKKTH kavramının yerine ayrılıp ayrı devlet kurma hakkını tanıması şeklinde aynı anlama gelen ilkeyi yazmamız, burjuva reformistlerin ulusal sorunda bağımsız devlet kurma hakkını dil-kültür haklarına indirgemesi ve bunu da UKTTH ile formüle etmelerinden kaynaklıdır. Ezilen ulusların kendisini bir devlet olarak örgütleme hakkının tanınması hiçbir tarafa çekilmeyecek bir nitelik içermektedir. Bu nedenle UKKTH yerine ezilen ulusların ayrılıp ayrı devlet kurma hakkı sloganı kullanılmalıdır.
    2) Bütün milliyetlerden azınlıkların dil, kültür, örgütlenme alanında özgür gelişmelerini engelleyen her türlü baskının kaldırılması azınlık milliyetlere özerklik. Türk ve Kürt uluslarının sosyalist federal cumhuriyetler şeklinde birliğin gönüllü temelde kurulması.

    3) Ezen ve ezilen ulusların ve azınlık milliyetlerin proleterlerinin (Türkiye’de bu Kürt ve Türk proleterleri ve ondan fazla azınlıklardan proleterleri kapsamaktadır) komünist partisinde birleştirilmesi;
    Tek ve bölünmez bir komünist partiyle ortaya çıkmanın ezilen ulus ve azınlıklara mensup proleterlerin özerk komünist örgütlerini dışlamadığı; enternasyonalizm ilkesi temeliyle bağdaşır bir biçimde çeşitli
    milliyetlerden sınıf bilinçli proleterlerin ödevlerini yerine getirmesi;
    Biz Kürt ulusu ve çeşitli azınlıklara mensup proleterlerin Komünist örgütlerini dışlamayı değil, uluslara mensup işçi sınıfı örgütlerini tek partide birleştiren, bölünmez bir proleter topluluk oluşturulması ve burjuvaziye karşı birlikte savaşılmasını esas alan enternasyonalizmi
    savunuyoruz. Türkiye devlet sınırları içinde sosyalizmin zaferi için tek parti anlayışımız Kürt ulusuna mensup işçi kardeşlerimizin proleter
    komünist örgüte sahip olmasını yadsımaz; aksine Kürt ulusu ve çeşitli azınlıklardan proleterlerin komünist örgütlerin olması halinde özerklik yapılarını güncelleyerek tek partide birleşmesini kapsamaktadır. Kürt proleterlerine örgüt kurmayı caiz görmeyen, Türk işçilerinin komünist örgütleriyle yetinmeyi dayatan tek parti anlayışı ki bu hakim ulusun burjuva tekçi anlayışıdır ile biçim anlayışımız tamamen zıt yönde uzlaşmaz muhtevada farklıdır. Biz her bir ayrı uluslardan proleterlerin ayrı komünist partilerinin kendi başlarına bağımsız hareket edip,
    işçilerin gücünü parçalayan Avusturya ekolün değil (Avusturya’da çek uluslu bir yapı vardı. Avusturya komünist hareketi-sosyal demokrasisi- dışında Avusturya devlet sınırları içinde Alman, Çek, Polonyalı, Ukrayna (RUTEN), İtalyan ve Güney Slav gibi ulusal komünist sosyal
    demokrat örgütler vardı. Bu komünist örgütler tek bir partide
    birleşmeyi başaramamışlardır. Ulusal sorun çözümünde Baver ve Spiringer’in ‘’ulusal-kültürel özerklik’’ formülü başarısız olmuştur.) Rusya’da çeşitli ezilen uluslara mensup komünist örgütleri ustaca RSDİP’te birleştiren proletaryanın büyük önderi Lenin ekolünü esas alıyoruz. Leninizm Ukrayna, Letonya, Polonya, Litvanya, Estonya, Finlandiya, Kafkasya federasyonu gibi komünist örgütlerini (o tarihi dönemde komünist örgütlerin ismi sosyal-demokrasi idi) dışlamadı geniş bir özerklikle RSDİP’le birleştirmiştir. Türkiye’de olduğu gibi Kürdistan’da da burjuvazinin iktidarına ve emperyalizmine karşı proletaryanın önderliğinde sosyalist hareket olmaksızın toplumsal kurtuluş yolu açılamaz. Bu anlamda ezilen Kürt ulusunun işçi ve emekçi köylülerin sınıfsal bir tabi ki ulusal bir baskıya karşıda sosyalizm mücadelesine tutuşmaları kaçınılmazdır. Kürt sınıf bilinçli işçilerin emperyalizmin uşağı Türk burjuvazi ve onunla işbirliği içindeki Kürt burjuvazisinin sömürücü düzenini ancak Kürt proletaryası ile Türk proletaryası ile gücünü birleştirirse başarılı olabilir. Ulusal boyunduruğa karşı savaş işçi sınıfının burjuvaziye ve emperyalizme karşı savaş dan ve kapitalist özel mülkiyet rejiminden kurtuluş meselesinden koparılamaz. Ulusal sorun proletarya devriminin bir parçasıdır. Ezilen ulusun işçi sınıfının emperyalizm, ezen ulus burjuvazisinin iktidarına karşı devrim uğuruna savaşımı aynı zamanda ulusal bağımsızlık savaşıdır. Ezilen Kürt ulusuna mensup işçi sınıfının ileri öğeleri bir komünist partisi biçiminde örgütlenmedikçe ezen ulusların sınıf bilinçli proleterleriyle devrimiyle götüremez. Keza Kürt işçilerinin komünist örgüt olmadan burjuvazinin Kürt işçi ve emekçi köylüleri üzerindeki etkiyi kırmak olanaksızdır.
    Devrimci küçük burjuva yanlarında burjuvazinin etkisi altında olduğu Kürdistan’da proleter sınıf örgütü olmadan devrim uğruna mücadelede bir başarı elde edilemez. Kürt ve Türk işçilerinin enternasyonalizm ilkesine bağlı birliği ve kaynaşması ancak her iki ulusta komünist örgütlerin birliği ile mümkündür. Kürdistan’da komünist öğelerin tek partide toplaşması ve Türkiye komünist hareketiyle bir partide burjuvaziye ve emperyalizme karşı sosyalizm rotasında mücadele etmesini ‘’milliyetçilik’’ olarak damgalayan ve usa aykırı bulan düşüncelerin temelsiz, MLM ile ilgisi olmadığını açıklamış bulunuyoruz. Kürdistan’da burjuva ulusal hareketler devrimci ve reformist ulusal hareketler olarak ayrışmıştır. Proletaryanın sosyalizm gayesiyle mücadelesini engelleyen ulusal hareketlerin reformist olarak değerlendirildiğini hatırlatalım. Çeşitli emperyalist ülkelere bağlı bölünmüş partilere sahip burjuvazinin varlığı tek bir ulusal cephe içinde birleşme durumunu engelleyen faktördür. Birçok ulusal burjuva partileri çeşitli emperyalist ülkelerle daha da kaynaştıran gelişmelerin hızlandığı Kürdistan’ın dört parçasında komünistlere düşen görev hakim ulusların burjuvazisine, emperyalizme karşı işçiler, emekçi köylüler, küçük burjuvazi, aydınlar ile devrimci bir cephe kurmaktadır. Henüz emperyalizm ile kaynaşmamış ulusal burjuvazinin devrimci ulusal hareket pozisyonunda olan kuvvetlerle blok oluşturmak amaca uygundur. Ulusal burjuva hareket Kürdistan’da Kürt komünistlerinin ajitasyon, propaganda yapmasını, işçi-emekçilerin komünist parti saflarında toplaşmasını hedefleyen çalışmalara engel olmaz,
    komünistlere şiddet ve bastırma gibi karşı-devrimci metotlara sarılmazsa ezen ulusların güçlerine karşı ezilen ulusun bu nitelikteki hareketleriyle blok oluşturmak gerekli ve yararlıdır. Eğer Kürt ulusal burjuva hareketi emperyalizme yakınlaşmış ve kaynaşmaya başlamış, Kürdistan komünist hareketinin bastırma amacına yönelme durumundaysa bu tür milliyetçi burjuva partiler ile komünist partisinin blok oluşturması da olanaksızdır. Proletaryanın amacının bir kenara atılması, ulusal burjuva reformist veyahut ta devrimci ulusal hareketin kuyruğuna takılmak neyle formüle edilirse edilsin Marksizm’e ihanettir.
  • Türkiye ve K. Kürdistan Komünist Hareketin Başlıca Görevleri
  • Devrimci şartlar güçlenmeye devam etmektedir. Kürt ulusal hareketi mevcut durumda halk kitlelerinin gücünü toplasa da hem Kürdistan’da hem orta doğuda sınıfsal özgürlük mücadelesinin de güçlü zemini vardır. Emperyalist güçler iç savaşlar la işçi ve köylülerin gücünü
    tüketmektedir. Sınıf çelişmelerini silikleştirmektedir. Kitleler somut olarak komünist önderlikten yoksundur. Bu devrimci kitlelerin başarısızlığında birinci faktördür. Buradan her bir yerde sınıf bilinçli
    proletaryanın komünist örgütü güçlendirme ve geliştirme görevi olduğu kendiliğinden anlaşılır. Genel olarak politikanın içinde olan herkesin
    rahatlıkla göre bileceği eksikliklerin varlığını söylemekten ziyade teorik ve pratik olarak yapmamız gereken görevi doğru saptamak ve yerine getirmek belirleyici önemdedir.
    345
    1) Ulusal bağımsızlık sorunu proletarya hareketini devrim hedefinden bağımsız ele alınamaz. Burjuva ulusalcı hareketlerle aramızda ideolojik ve siyasal amaç farkı vardır. Türkiye, K. Kürdistan (Kürdistan’ın diğer parçaları da devrimci hareketin gelişme potansiyeli bağlı olarak ortak mücadele araçlarının ortaya çıkaracağa olgusu unutulmamalıdır.) proletaryanın önderliğinde, devrimci sınıfın biricik aracı birleşik komünist partinin önderliğinde halk kitleleri iktidarın fetih edilmesi amacında birleştirilmesiyle başarıla bilinir. Çeşitli azınlık milliyetlerinden, Kürt ve Türk uluslardan işçi sınıfın birleşik mücadelesi olmadan faşizmin geriletilmesi ve devrimci sınıf hareketinin güç
    kazanması olanaksızdır. Bu nedenle öncelikle Kürdistan’da şimdiye kadar geç kalınmış bir görevi tamamlamalı Kürt proletaryasının birleşik devrim amacıyla savaşmasına önderlik edecek komünist örgütü yaratılmalı bu elbette bir ve aynı amaç uğruna savaşacak proletaryanın gücünü birleştirecek birleşik devrimimizin Kürdistan komünist örgütü olacaktır.
    2) Birleşik komünist hareket sınıf bilinci almış kitleler içinde belli bir etkiye sahip reformist, parlamenteriz, sosyal şoven akıma karşı tutarlı ve kararlı mücadele vermeli. Proleter unsurların ideolojik mücadele ve tutarlı devrimci pratikle kendisine çekmeyi başarmalıdır. Böylece devrimci proletarya ile reformist akım arasında zaten ortaya çıkmış
    keskin fark mücadelenin her alanında belirginleşerek devrimin lehine güçlenecektir.
    3) Komünist hareketin önderlik krizi içinde olduğu kabul edilmeli. Var olan önderlik ve lider kadrolar Türkiye-K. Kürdistan’ın sürekli hareket halinde değişmekte olan ve değişikliklerin olduğu ekonomik, sosyal
    koşulara ve çelişmelerine uygun somut politika ve örgütlenmeleri yaratamadılar. Bu ihtiyacı karşılamadıkları gibi dogmatik statükocu düşünce tarzı ile devrimci fikirlere direnç oluşturdular. Kürt proletaryasının komünist örgüt oluşturma talebini sosyal şoven dogmatik ezbercilikle reddedilmesi teorik düzeyin gerçeklikten kopmasına çarpıcı bir örnektir. Partimizde sadece 1972’de İ. Kaypakkaya’nın temelini attığı stratejik doğrultuyu kabaca tekrar eden ama değişmekte olan somut nesnel şartları bu çelişmeler içinde belirgin görünür hale gelen eksikliklere dair devrimci taktikler ve stratejiyi geliştiremeyen teorik önderlik ruhunu karşılamayan liderlik ihtiyaca cevap olamadı. Düşmanın vahşi saldırılarıyla önder kadrolarımızın imhası sürekliliği sağlanmış çekirdek önderliğin oluşturulamaması bütün bu eksikliklerin ögeleri olarak unutulmamalı. Bu etkenler komünist hareketin iç krizlerini derinleştirmiştir. Teorik önderlikteki yetersizlik, politik başarısızlıklar reformizmin önünü açtı. Ve güçlenmesine yardım etmiş oldu. Bu olgular görünerek her türden hazır dogmatik formülün bir kenara konarak somut hal ve şartlar denk örgütlenmeye ve yenilmeye gidilmesi ihtiyacı anlaşılması ve anlatılması kolay bir zarurettir. Devrimci yenilenmeyi taşıyan geliştiren kadroların yetiştirilmesine gereksinim vardır. Önemli deneyimlere sahip insan kitlesine sahip olan hareketimizin öncelikle somut şartlara uygun düşmeyen çalışma tarzı, düşünce, tespit ve teorik hatalardan kurtularak devrimci yenilik yaratma aşamasına adım atması gerekmektedir.
  • Kaypakkaya’cı güzergâhta yeni bir atılım dönemi başlatmamızın koşulu devrimci teoriyle donanmış geniş boyutlarıyla ortaya çıkma çabasında olduğumuz yeni görevleri başaracak bir savaş örgütünün yaratılmasıdır.
    4) Dogmatik, hazır ve kutsal değişmez formüllere sahip düşüncelere karşı sağ ve sol sekter çizgiye reformizm, parlamentarizm, sosyal şovenizme cepheden ideolojik mücadele temel önemdedir. Özellikle dogmatik düşünce büyük bir fikirsel zehirlenme ve etkilidir. Ayrıca Kürt proletaryasına-ortak ve birleşik enternasyonal mücadeleyi savunmalarına rağmen-kendi komünist mücadele örgütünü yaratmayı yasaklayan hakim ulus Türk sosyal şovenizmine karşı ideolojik savaşın günün en önemli ödevlerinin arasındadır. Dersler çıkarılmadan komünist kadroların yetiştirilmesi olanaksızdır. Devrim iddiası taşıyan yeni bir şey söylüyoruz asıl önemli olan ise teorinin gereklerini yerine getirmek olduğu açıktır. Aynı devlet sınırları içinde ezilen uluslardan proletaryanın birleşik mücadeleyi esas alan, aynı sınıf düşmanlarına karşı ortak savaşımı benimseyen proletaryanın komünist örgütlerini oluşturmasının reddedilmesinin Marksizm ile ilgisi olmadığının ezen-ezilen uluslardan işçi sınıfına kavratılması bakımından oldukça önemli olduğu da anlaşılmış olacaktır. Türk işçileri kurutuluş için kendileri komünist partisini zorunlu görüyorsa, Kürt işçilerinin komünist örgütünü kurmalarını da kabul etmekte zorlanmayacaklardır.
    5) Kuzey Kürdistan’da sınıf hareketinin gelişmesi Kürdistan’ın diğer üç parçasındaki Kürt halkı içinde genişleyen bir etki gücü, örgütlenme ve ezen diğer uluslardan proletaryanın devrimci öncüleriyle ilişkilenmenin somut şartlarını yaratacaktır. Ortadoğu’da ki komünist partilerle devrim yolunda enternasyonal ilkelerle örülmüş ilişkilenme ve
    örgütlenmelerin yaratılması hedefler arasında olmalı. Ortadoğu’da komprador burjuvaziye, gericiliğe, feodal kalıntılara, emperyalist işgal ve yağmaya karşı proletaryanın çıkarı ortaktır. Ortadoğu’da ki her ülkede faşizme ve emperyalizme, İslamcı dini gericiliğe karşı devrimci işçi sınıfının mücadelede üstün gayretlerini ortaya çıkarmak görevini enternasyonal örgütlülük kolaylaştırır.
    6) Komünist hareket şimdiye kadar gerçekleştirilmeyen Kürt proletaryasının sınıf örgütü olan Kürdistan komünist partisini oluşturma görevini yerine getirmesi halinde Türkiye ve K. Kürdistan birleşik devrimin stratejik hamlesine adım atmış olacaktır. Bu devrimci görevi görmeyen, buna olumlu bakmayan kadro ve parti çalışanlarının bizden çok ilerde olan toplumun gerisinde kalmaya devam edecekleri anlaşılmalı. Bu devrimci atılımın görev ve sorumluluklarının
    bilincine varan kadrolar ve çalışanlar ancak komünist amaca uygun görevleri üstlene bileceği yeni bir döneme yanıt olmayı başara bilecektir.
    7) Türk burjuvazisi emperyalizmin desteğiyle Kürt burjuva sinin v feodal unsurlarının en gerici katmanlarını yanına çekerek bir asırdır Kürt köylü yığınlarını ezip sömürdüler. Orta ve küçük mülk sahibi köylüler, küçük burjuvazi ve işbirlikçi olmayan Kürt orta burjuvazisi de milli baskı ve zulme uğradı. Bir avuç hain işbirlikçi katman dışında milli baskı Kürt ulusuna uygulanmıştır. Fakat ulusal baskı esas olarak Kürt emekçi köylülerini vahşice sömürüp ezici çoğunluğunu üretim araçlarından kopardı ve sermayenin en ucuz emek gücü rezervine dönüştürdü.
    Ulusal baskının en şiddetli hedefi kapitalist sermayenin çok yönlü sömürüsüne maruz kalan Kürt emekçileridir. Bu anlama da ulusal sorun dibine kadar yoksullaşan Kürdistan’da sosyalist devrimin itici güçlerini oluşturan ezilen, köleleştiren Kürt halk yığınlarının kurtuluş sorunudur. Ulusal kurtuluşu ileri süren ve sosyalist devrimin tamamlayıcı bir parçası olarak ele alan Kürdistan komünist hareketinin ödevi ulusal bağımsızlık taleplerini proleter devrimini nihai amacına ustaca bağlamak ve ulusal baskıyı uygulayan ile işçi-emekçi köylüyü sömüren aynı gaddar ve açgözlü vahşi burjuva sınıfının iktidarını yıkma için emekçileri örgütlemektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Hollanda da Gazeteciye Silahlı Saldırı

Çar Tem 7 , 2021
Print 🖨 PDF 📄 eBook 📱 Hollandalı ünlü araştırmacı gazeteci Peter R. de Vries Amsterdam’da uğradığı silahlı saldırı sonucu ağır yaralandı. Hollanda polisi üç şüphelinin gözaltına alındığını açıkladı. De Vries, Hollanda’da şu sıralarda bir organize suç örgütüne karşı yürütülen davada yer alan baş tanığın yakın dostlarından biri. Baş tanığın kardeşi […]

Kategoriler


Translate »