Kadına Yönelik Şiddet ile Mücadele IV. Ulusal Eylem Planı’nda şiddetle mücadelede başrol Diyanet İşleri Başkanlığı’na verildi

Mor Çatı ve Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği’ne göre: AKP iktidarının İstanbul Sözleşmesi’nin yerine koyduğu Kadına Yönelik Şiddet (KYŞ) ile Mücadele 4. Ulusal Eylem Planı’nda (4. UEP) toplumsal cinsiyet eşitliği kavramına hiç yer verilmezken, şiddetle mücadelede başrol Diyanet İşleri Başkanlığına verildi

Kadına Yönelik Şiddet ile Mücadele IV. Ulusal Eylem Planı’nda şiddetle mücadelede başrol Diyanet İşleri Başkanlığı’na verildi

Mor Çatı ve Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği (KİH-YÇD) Erdoğan’ın gece yarısı kararnamesiyle Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden imzasını çekmesinin ardından Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın açıkladığı “Kadına Yönelik Şiddet ile Mücadele IV. Ulusal Eylem Planı” ile ilgili bilgi notu paylaştı.

KİH-YÇD bilgi notunda, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiği 1 Temmuz günü açıklanan Kadına Yönelik Şiddet (KYŞ) ile Mücadele 4. Ulusal Eylem Planı’nda (4. UEP) toplumsal cinsiyet eşitliği kavramına hiç yer verilmemiş olmasına dikkati çekti. Yayımlanan bilgi notunda, kadına yönelik şiddetle mücadelede en kapsamlı yol haritası olarak kabul edilen, 2014’ten beri Türkiye’de yürürlükte olan ve bir önceki eylem planında (3. UEP) 22 ayrı yerde referans verilen İstanbul Sözleşmesi’nin isminin dahi dördüncü planda geçirilmediği kaydedildi.

KYŞ ile Mücadele 4. UEP’in içeriğine dair Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği olarak kritik bulunan diğer noktalar aşağıdaki şekilde özetlendi:

  1. Genel yaklaşım sorunu: Planın farklı yerlerinde KYŞ’nin sebebi olarak kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizliklerin tespiti yapılmış olmasına rağmen bu yaklaşımın planın genelinde tutarlı bir şekilde korunmamış olduğu görülmektedir. Buna en iyi örnek şiddet faili bireyler için düşünülen öfke kontrolü, stres yönetimi, madde bağımlılığı ve alkol tedavisi gibi faillere yönelik bireysel eğitim ve desteklerdir. Şiddetin bu yolla çözülebileceğini düşünmek, şiddeti münferit bir hadiseymiş gibi ele alarak şiddetin asıl nedeninin toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğunu görmezden gelmek, meseleyi toplumsallığından uzaklaştırmak ve çözümünü de bireyler arası düzeye indirgemektir.
  2. Plan genelinde Diyanet İşleri Başkanlığı’na önemli roller verildiği gözlenmektedir. Özellikle sığınaklarda kalan kadınlara manevi ve dini değerler konusunda “rehberlik” etmesi için Diyanet’in etkinliğinin artırılması hedeflenmiştir. Aile ve Dini Rehberlik Büroları üzerinden hem bu rehberliğin verilmesi hem de genel olarak farkındalık artırma çalışmalarının yapılması planlanmıştır. Bu düzenlemenin özellikle İnsan Hakları Eylem Planı’nın 1.3.e. hedefinde yer alan kırılgan kesimlere yönelik adliyelerde verilmesi planlanan “rehberlik hizmeti” ve yine Ulusal Eylem Planı’nın 6.3.i. hedefinde yer alan boşanma aşamasındaki taraflara verilecek “psiko-sosyal destek” ile düşünüldüğünde, “dini rehberlik” adı altında verilecek desteğin bir nevi “ikna” faaliyetine dönüşme riski taşıdığı ve bunun kadınların haklara erişiminde oldukça büyük psikolojik engel yaratabileceği değerlendirilmektedir. Zira Diyanet eliyle yapılacak bu çalışmalarda toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinin benimsenmesi olası gözükmemektedir.
  3. Şiddetle mücadelede iç hukukta yapılacak düzenlemeler için bir hukuk komisyonunun kurulması ile 6284 sayılı Kanun ve uygulanmasının değerlendirmesinin yapılacağı bir etki analizi planlanmaktadır (Faaliyet 1.1.2 ve Faaliyet 1.2.1). Boşanma Komisyonu raporundan bu yana gördüğümüz üzere AKP iktidarında yasal düzenlemeler kadınlar aleyhine gündeme gelmektedir. İktidara yakın olan ve İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkan grupların 6284’e, özellikle de tedbir kararlarının kadının beyanı üzerine verilmesine karşı karşı çıktıkları göz önüne alındığında bu çalışmaların sonucunda yasaların kadınlar aleyhine değiştirilmesi riskini taşımaktadır.
  4. Şiddetle mücadelede çokça kurumlar arası koordinasyondan söz edilmiştir. Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele İl Koordinasyon, İzleme ve Değerlendirme Komisyonları toplantılarının bile birçok ilde son iki yıldır yapılamadığı düşünülecek olursa bu koordinasyonun nasıl işleyeceği konusunda soru işaretleri bulunmaktadır.
  5. Planda ısrarlı takip ve zorla evlendirmenin Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) suç olarak yer almasının şiddetle mücadele için faydalı olacağı ifade edilmiştir, bu konunun takip edilmesi ve TCK’ya nasıl yansıyacağının sonrasında değerlendirilmesi gerekmektedir.
  6. 2016’da TBMM’de kurulan kamuoyunda “Boşanma Komisyonu” olarak bilinen komisyonun önerilerinden biri olan “erkeklere sığınak” maddesi bu plana da “hakkında uzaklaştırma kararı olanlar için alternatif barınma imkânlarının sunulması” şeklinde eklenmiştir (Faaliyet 3.7.9).Halihazırda kadınlar için sığınak sayısının ihtiyacın çok altında olduğu düşünülecek olursa şiddet faili erkekler için alternatif barınma imkanlarının sağlanması şiddet faillerinin ihtiyacını öncelemek anlamına gelmekte, şiddet faillerine psikolojik, ekonomik ve sosyal destek anlamı taşımaktadır.
  7. Planda KYŞ ile mücadelede erkek katılımın sağlanacağı ifade edilmiş (Strateji 4.3) ve pek çok faaliyet erkeklerin bu konuda farkındalıklarını geliştirmeye yönelik olarak planlanmıştır. Ancak sayılan kurumlarda bu eğitimlerin kimler tarafından hangi içerikler kullanılarak verileceği belirsiz kalmıştır.
  8. KYŞ ile mücadelede güçlü koordinasyon ve sektörler arası işbirliğinin teşvik edilmesi kapsamında ulusal insan hakları kurumları ile “KYŞ ile mücadele ve işbirliği tematik toplantıları” düzenleneceği ifade edilmiştir (Faaliyet 2.3.3). Bu faaliyet ile bu alanda politikaların geliştirilmesi sorumluluğu TİHEK’e verilmiştir. TİHEK’in İstanbul Sözleşmesi karşıtı ve aile odaklı yaklaşımı düşünüldüğünde geliştirilecek politikalara toplumsal cinsiyet eşitliğinin yansıtılması mümkün görünmemektedir.

Ardından Mor Çatı da açıklanan Eylem Planı’na ilişkin bilgi notu paylaştı. Mor Çatı da şunları söyledi:

Kadına yönelik şiddetle mücadelede önümüzdeki 5 yıl için hedefleri ortaya koyan ulusal eylem planı, uygulama hedeflerinin yanı sıra kadına yönelik şiddetle mücadelede siyasi yaklaşımı da açığa çıkarıyor. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden resmi olarak geri çekildiği 1 Temmuz 2021 günü Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan IV. Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı, öncelikle İstanbul Sözleşmesi’nden hiç bahsetmiyor olması ile dikkat çekmektedir. Bir önceki döneme ait eylem planı metninde neredeyse her faaliyetin ana çerçevesinde kullanılan “İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere kadının insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeler ve belgeler çerçevesinde Anayasa ve ilgili temel Kanunlarda değişiklik yapılacaktır” ifadesi bu planda ortadan kalktığı gibi kadına yönelik şiddetle mücadelede uluslararası gelişmeler kısmındaki tarihçeden dahi çıkarılmıştır. İki eylem planı kıyaslandığında dikkat çeken bir diğer temel farklılık da bir önceki eylem planında “toplumsal cinsiyet eşitliği” ifadesi 30 defa yer bulurken yeni eylem planında bu ifade hiç geçmemektedir. Bu farklılıklar, İstanbul Sözleşmesi’nden Türkiye’nin imza çekmesi ile de somutlaşan toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı siyasi tutumun politika belgelerine nasıl yansıdığının somut bir göstergesini oluşturmaktadır.

Kaynak:sendika.org

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Gazetecilikte Kadın Koalisyonu’ndan 2021 yılı Ağustos ayı raporu: “27 kadın gazeteci şiddete, tehdide veya tacize maruz kaldı”

Cum Eyl 3 , 2021
Print 🖨 PDF 📄 eBook 📱 Gazetecilikte Kadın Koalisyonu (CFWIJ) 2021 yılı Ağustos ayı basın özgürlüğü raporunu yayımladı. Rapora göre, 27 kadın gazeteci şiddete, tehdide veya tacize maruz kaldı Gazetecilikte Kadın Koalisyonu (CFWIJ) her ay yayımladığı aylık raporların bir devamı olarak Ağustos ayı basın özgürlüğü raporunu paylaştı. Bu rapora göre […]

Kategoriler


Translate »