İşçi Sınıfı ve Tüm Emekçi Yığınlar 2022’ye Daha da Yoksullaşarak Girdi 


Türkiye ve K. Kürdistan’da ekonomik ve sosyal durum daha da kötüleşti. AKP-MHP’ye göre ise her şey yolunda. İşbirlikçi büyük burjuvazi ve finans tekellerine göre de işler tıkırında. Yüzde 18 ile 20 oranında faizle paradan para kazanan asalaklar katmanı elbette bu durumdan memnundur. Ama faizin kaynağı da emek sömürüsüne dayanır. Yüksek faiz finans baronlarının servetlerine servet katar, ama emekçi halk kitlelerini yoksulluğa prangalar. Türkiye’de olanda budur. Emekçi halk ekmek kuyruğunda, fırın kapılarında bayat ekmek peşinde, ama hükümet üyeleri, bürokrasi lüks ve şatafat içinde. Bankalar ise yüksek faizle tefeciliğin tadını çıkartmaktadır. Büyük burjuvaziden, emperyalist finans merkezlerinin çıkarına uygun, ama işçi sınıfı ve tüm emekçi halklarımızın zararına işleyen bir çark acımasızca emekçilerin kanını, canını ezip çekerek dönmektedir. Ama cami kapısında konuşmaya devam eden “reis”e göre hala her şey mükemmel!

Sanayi, finans, tarım alanında emperyalizme bağımlı Türkiye aynı zamanda yüksek borçluluğunu yeni borçlanmalarla kapatmaya çalışırken – bir bankadan çektiği kredi ile diğer bankalardaki borcunu kapatan, ama faiz yüküyle sürekli daha da batan işçi memur yada küçük-burjuvazi gibi – değeri pula dönen türk lirası karşısında füze gibi yükselen döviz kurları ekonomisi dışa bağımlı Türkiye’de emtiaların fiyatlarını adeta uçurdu. Devletin verilerine göre %20 civarında, ama gerçek enflasyonun %65’in üstüne çıktığını kimi ekonomist çevrelerce açıklanmasından ayrı halkın enflasyonu yüzde yüz hissettiği gizlenemez bir olgu. Ekmek dolar kuru 14 TL’yi aşmadığı Aralık ayının ortasında yüzde yüz zamlandığında sermayenin yumruğunu midesine yiyen emekçi halk yığınları bir hafta sonra doların 18 TL’ye, Evro’nun ise 20 TL’ye koştuğunu düşünecek durumda değildi, sonrası malum yükselen kur ve enflasyon sarmalında bundan sonra karınlarını nasıl doyurabilecekleri sorusu halk kitlelerinin zihninden hiç çıkmadı. Çünkü işçiler kuru ekmeğe muhtaç hale geldi.

Mali piyasalarda kurun türk lirası aleyhine yükselmesi ve sanayi, tarım üretimini kapsayan bir enflasyon tsunamisine dönüşmesi hali hazırda var olan kapitalist ekonominin krizini daha da derinleştirdi. Halk kitlelerinin çektiği sıkıntılara yönelik hiçbir tedbir ve girişim yapılmazken devlet sermayenin çıkarlarını korumak için gerekli yardımı yaptı. AKP-MHP kol kola yürüdükleri işbirlikçi sendikalarla birlikte asgari ücreti düşük belirlediler. Halk kitleleri günlük 200 ila 400 arasında insanımızın pandemiden öldüğü ve üstüne binen yoksullukla birlikte 2022’ye girdi. Ekonomik koşullar ve nedenler aynı oldukça sonuçları da farklı olmayacaktır. İşçiyi köleleştiren kapitalist üretim biçimi toplum karşıtıdır. Kürt, Türk ulusları, diğer azınlık milliyetlerden işçi sınıfı ve tüm emekçi halk kitleleri sömürücü sistemin yıkıcı sonuçlarını çekmeye devam edecektir. İşsizlik, yoksulluk, açlığın işçi ailesine yüklediği anlatılmaz acı ve çaresizlik büyüyecektir. 

1970, keza 1980’li ve 1990’lı yıllardan sonra 2000-02 ekonomik krizlerinde işçi sınıfı ve emekçi köylüler ve geniş halk kitleleri nasıl ki acı çektiyse, mevcut durumda ağırlaşan ekonomik krizin getirdiği tüm yoksulluk ve sefaletin yükünü çekmek durumu ile karşı karşıya kalmışlardır. Sorun üretim biçiminin niteliğinden ileri gelmektedir. Türkiye’deki ekonomik çöküş dünya emperyalist-kapitalist sistemin içinde debelendiği ve çıkamadığı krizden kopuk değil, ama kendine özgü iktisadi ve toplumsal şartları içinde benzer süreçten geçmektedir.

İki Faşist Klikten Birini Seçmek Proletaryanın Politikası Olamaz

Burjuva muhalefet bloğu ve onların soluna yanaşan sosyal reformist partiler, küçük-burjuva aydınlar, reformist sendikalar ve çevreler kapitalist üretim biçimi ve mülkiyet ilişkilerinin kaçınılmaz sonucu olan ve kendisini sık aralıklarla tekrar eden ekonomik krizleri sürekli “tek adam, saray rejimi” ile açıklamakta ve malum “reis” koltuğundan düşünce sihirli bir değnek değmiş gibi tüm emekçi halkımızı mutlu edecek bir düzenin gerçekleşeceği müjdesi verilmektedir. Oysa AKP sonrası da işçiler sermayenin sömürüsü altında karın tokluğuna sürünmeye devam edecektir. İktidardaki sömürücü sınıfın dayandığı üretim biçimi ve temeli bu temel üzerinde biçim alan burjuva devletin niteliğini dikkate almayan, toplumsal olguları maddi temelleriyle değil de, üst yapıda parti, lider, kişiler üstünden açıklamaya çalışan düşünce hangi biçim altında olursa olsun AKP-MHP hükümet kampına karşı duran genel politikada işlevli görünse de stratejik yönelim bakımından işçi sınıfının siyasal bilincini çarpıtan, yozlaştıran içeriğe sahiptir. Bu zararlı düşünce ve politika aynı zamanda kapitalist sistemin kutsanarak hükümet değişimlerinin çeşitli iyileştirmelerle bozulan işlerin yoluna koyulması için yeterli olduğu fikrini yaygınlaştıran karşı-devrimci bir yönelimdir. Bu yönelim yıkıcı sonuçlarıyla kapitalizmin ortadan kaldırılması gerekliliğinin kitlelere açıklanmasını engellemektedir. 

Ayrıca demokrat pozlarına giren ama gerçekten hükümet olduklarında tıpkı AKP-MHP gibi işçi sınıfına karşı sermayedarların çıkarı için her şeyi yapacak burjuva hükümet ve onların yedeğinde yönetim değişimini tamda küçük ve reformcu orta burjuvazinin tüm eğilimlerini çarpıcı biçimde yansıtan bir abartılı ifadeyle “kurtuluş” gören sosyal-reformistlerin burjuva konumlanmasına karşı Türkiye ve Kuzey Kürdistan sınıf bilinçli proletaryasının hem AKP-MHP hükümet kampına hem de muhalefetteki burjuvazinin siyasi kampına karşı mücadele yürütme politikası isabetli ve ilkelidir. Okun sivri ucu AKP-MHP’ye çevrilirken, faşist yönetimin teşhir edilmesi yanında işçi ve emekçi yığınların iki burjuva kamptan birisini seçmek zorunda olmadığı, kendi sınıf kurtuluşu uğruna örgütlenmiş bağımsız çizgisiyle proletarya partisinde birleşerek mücadele yürütmesi vazgeçilmez görevdir. Demokrasi sorununun proletaryanın komünist sınıf mücadelesinden bağımsız değerlendirmeyen bir anlayışla mücadelenin geliştirilmesi, burjuva partiler muhalefetteyken demokrasi nutukları atsalar dahi bu partiler ve temsilcilerine karşı işçiler ve emekçi köylüler, bütün halkın uyanık olmaları, yalanlarına kanmamaları, peşlerine takılmamaları gerektiğini ekonomik temelleriyle açıklanması komünist partinin görevidir. Söyledik, söylemeye devam ediyoruz işçi sınıfı için AKP-MHP’ye karşı kurtuluş CHP-İYİP’de değil, kendisi için sınıf olma bilinci ve iktidarı kazanma yönelimli eylemiyle sınıf mücadelesini sürdürme çizgisindedir. 

İdeolojik ve siyasi açıdan egemenler ve onların faşist gerici AKP-MHP hükümetinin ekonomik krizi enflasyonu, TL’nin değer kaybını “dış güçlerin oyunu”na bağlayan milliyetçi nutukları islami hadis ve ayetlerle süsleyerek gerçekleri gizleme yoluna başvurması, objektif iktisadi durumu değiştirmedi elbette, ama halkın gerçekleri görmemesi hususunda milliyetçi ve dini propagandanın hiç işe yaramadığı da söylenemez. Yalan açık ve sert gerçekler karşısında güçsüz olsa da, burjuvazinin sözcüleri emperyalist-kapitalist sisteme bağımlı iktisadi düzenin niteliğinden ileri gelen tahrip edici sonuçların gizlenmesi için her yola başvururlar. 

Türk burjuvazisi iç pazardaki daralma ve statükosunu tehdit eden toplumsal isteklerin potansiyel varlığına karşı baskı ve yayılmacılık politikasıyla Suriye, Irak, Kürdistan, Kafkasya, Libya ve Akdeniz’de giderme hamleleri işe yaramadığı gibi maliyeti artan rantçı ve askeri faşist Türk devletinin borç stokunu daha da büyüttü ve zayıflattı. Hem ücrete, hem de tüketirken çifte vergiye bağlanan ve düşük ücret sömürü çarkında ezilen emekçi yığınların düşen alım gücü iç pazarın daha da daralması sonucunu doğurdu. Mali piyasadan yayılan ekonomik kriz bağımlı Türk burjuvazisinin esasta ne kadar güçsüz olduğunu da göstermiştir. “Türk şirketleri kelepir fiyata el değiştiriyor” yakınmalarını duymayan kalmadı. Yayılmacılık politikası ekonomik daralma, ve çöküşle sonuçlandı. Kasası boşaltılan Merkez Bankası’na döviz rezervi sağlanması için bir çoğu açıklanmayan imtiyazlar karşılığında Swap anlaşmalarıyla kapı kapı dolanıp dışarıdan sağlanan dövizler piyasaya pompalansa da ekonominin olağan seyrine geri dönmesine gücü yetmedi. AKP-MHP’nin “dış güçler oyunu” nakaratı ise işsizlik, yoksullaşma, açlık tehlikesini haber veren ekonomik krizin siren sesleri arasında yitip gitti, fakat tekrar etmeye devam ettiler. Emperyalist sermayenin ekonomik programını uygulayan ve halkın kanını emen politikada taviz vermeyen R.T Erdoğan’ın “milli ekonomi”den söz etmesinin gerçeklerle alakası bulunmuyor. “Faiz karşıtı” Erdoğan nutuklarının çınlaması henüz dağılmamışken bankalarda TL olarak faizle paralarını tutanlar yükselen döviz kuru nedeniyle oluşacak farkın ve ihracatçıların döviz kur farkının hazinenden karşılanacağı açıklandı. Yüzde 95’i halkın cebinden alınmış vergilerden oluşan hazineden kapitalistlere sermaye aktarımı yapıldı. “Faiz indiriyoruz” diye diye faiz yükselttiler, hazine borçlanma tahvilleri yüzde 25’e çıkarıldı. Merkez Bankası’ndan %14 ile para alanlar dönüp devlet hazinesine %25 faizle aynı parayı sattılar ve milyonları cebe indirdiler. Türkiye tarihinde en fazla faize karşılığı ödeyen Erdoğan hükümetlerinin faiz karşıtı görünmesi dramatik bir ironidir ama aynı zamanda kendi karşıtı görünen İslamcıları sermayenin nasıl kendisine boyun eğdirdiğinin de bir örneğidir. Burjuva modern toplumun yegane tanrısı sermayedir ve tüm dinler onun buyruğundadır. Sermayenin buyruğunda dinler tüm müminleri ona sadakat göstermeye çağırır. İslamcı hareketlerde, tarikat ve cemaatlerde görüldüğü üzere…

Burjuvazi Faşizme Yaslanıyor

Darbe rejiminin zor ve baskı yöntemleriyle ayakta durmaya çalışan AKP-MHP ekonomik krizin derinleşmesiyle zaten dolmuş siyasi ömürlerinin bitişini hızlandırdı. Erken yada zamanında seçimle mi yerine sermayenin işlerini yürütecek yeni bir hükümete bırakacağı üzerine tartışmaktan ziyade hükümet değişimiyle de yapısal nitelikte çöküş içeren ekonominin “olağan” hale getirilmesi için ilahi kuvvet olmadığından burjuvazinin kendi arasındaki keskin rekabetinde bir yumuşama olmaz. Çünkü ekonomik durgunluk, krizler her yerde kapitalistler sınıfı arasındaki ekonomik ve siyasi rekabeti şiddetlendirir. Ekonomik alanda emperyalist ülkeler ve kamplar arasında rekabetin keskinleşmesinin bir sonucu da birden fazla emperyalist ülkelere ve mali fonlara bağımlı olan Türk burjuvazisinin –ABD, AB yada Rusya, Çin vd. yanlısı çeşitli klikleri arasındaki rekabet şiddetli biçimini korumasıdır. AKP-MHP’nin yerini “millet ittifakı” ve ortakları –CHP, İYİP, Deva, Gelecek, DP, SP – kampı aldığında işçiler düşük ücret, yoksulluk, yoksunluk, emekçi köylüler yine geçim derdinde, yoksulluk sarmalında yaşamaya devam edeceklerdir. 

Emperyalizme göbekten bağımlı egemen Türk burjuvazisinde demokratik bir nitelik ve eğilimi yoktur, komünist sınıf mücadelesinin baş düşmanı bu gerici sınıfın siyasal eğilimini temsil eden büyük, küçük tüm burjuva partiler gericidir ve bunlardan demokrasiye geçiş için iyileştirmelere öncülük beklenemez. Emekçi halk demokrasiyi geliştirmek için nüans farklarıyla bir birinden ayrılan burjuva partilere karşı mücadele etmek zorundadır. Demokratik niteliği olmayan egemen sınıfın partilerinden demokrasiye geçişte öncülük beklenemeyeceği akıldan çıkarılmamalı.

Muhalefet Değil Sınıf Mücadelesi

Kapitalistlerin zenginliği işçinin ödenmeyen emek değeri olan artı-değerden gelir. İşçi kapitalist için üretir, ölmeyecek düzeyde beslenmesine yetecek ücret alır işçi yoksullaşır kapitalist ise zenginleşir. Pamdemi sürecinde ekonomik daralmaya rağmen bankalar, işbirlikçi büyük kapitalist işletmeler yüzde iki yüz ile dört yüz oranında artan kâr bilançoları işçi sınıfının üretim değerinden aldığı payın küçüldüğünü göstermektedir. Kapitalistin karı, işçinin zararıdır. İşsizlik sürekli büyüdüğünden karın tokluğuna rekabet halinde emek gücü pazarında iş arayan işçilerin bolluğu işçi ücretlerini daha da aşağı çekmiştir. Ücretlerin sermayenin ihtiyacına uygun düşük tutulması için faşist devlet diktatörlüğünün öteden beri işleyen kurulu çarkı daha sıkı biçimde dönmektedir. Sermayenin sadık bir şubesi gibi çalışan TÜRK-İŞ, yine tabanda daha bilinçli, demokrat, devrimci işçi kitlesinin varlığına rağmen CHP gibi burjuva partinin arka bahçesine dönmüş reformist DİSK, islami mümin sadakatiyle tanrı yerine sermayeye bağlanan HAK-İŞ işbirlikçi sendikalar mevcut sömürü çarkın sorunsuz dönmesi için elinden gelen yardımı düzene sunmaktadırlar. 

İşçi ancak sınıf olarak çıkarlarının bilincinde hareket eder, kapitalizmin tahrip edici sonuçlarını sürekli iyileştirmekten öteye geçmeyen uğraşlar yerine bu tahribatı yaratan nedenlerin tümünün kaynağı olan kapitalist sistemi ortadan kaldırma mücadelesine girişirse kendisini gerici ve sömürücü sınıfın iktidarı tarafından örülmüş çemberin dışına atabilir ve proletaryanın devrimci rotasında ileriye doğru gelişebilir. 

Toplumsal sorunların taşınamaz boyuta ulaştığı, gerilimin arttığı gizlenemez durumda. Başlıca toplumsal çelişmeler arasında tüm bu belli başlı çelişmeler üzerinde etkili gücüne ve niteliğine sahip emek ile sermaye diğer ifadeyle proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişme daha önceki dönemlerden çok daha fazla şiddetlenmiştir. Burjuvazi açık açık sosyal patlamaların olabileceğinden korktuğunu açık etmektedir. Sermayenin emek gücü üstündeki ağır sömürüsü, mutlak tahakkümü, ekonomik kriz ve pandeminin getirdiği yeni yükler yıkıcı sonuçları gösteren objektif süreç işçi sınıfı mücadelesinin gelişeceğini göstermektedir. Sadece egemen sınıfın yönetememe krizine ve sonuçlarına odaklanan anlayışla sınırlı tekrarların ötesinde, güncel olarak ezilen ve sömürülen yığınların sıkışmış olduğu kapitalist sistemin sömürü ve zulüm çarkından kurtulmanın yol ve yöntemlerinin gösterdiği öncü mücadele kuvvetlerinin fikir ve eylemlerine ihtiyaç bulunmaktadır. Aksi taktirde halk kitleleri burjuva partilerin arkasına takılmaya devam eder. 

Devrimci Teori ve Programla Mücadeleyi Yükseltmek

Biz Marksist, Leninist, Maoistler daima komünist bir teori ve bu devrimci teorinin ortaya çıkardığı program ve nesnel sürece yanıt veren programın gösterdiği sosyalizm amacı doğrultusunda açık ve net belirlenmiş stratejik mücadele hattında kitlelere gidilmesini savunduk. Bu bağlamda kapitalizme ve yönetime çeşitli eleştiriler yönelten, iyileştirmeler talep eden çok çeşitli muhalefet odaklarından farklı olarak proletarya hareketi kapitalizmi yıkmak, iktidardaki sınıfı tahtından düşürmek hedefiyle sınıf mücadelesi yürüttüğü için devrimcidir ve diğer tüm muhalefet odaklarıyla da bu niteliğiyle ayrışır ve onlarla karıştırılamaz. Bu temel fark politikada geriye atılması yerine daima önde olmalı. 

Faşist diktatörlük toplumsal demokrasi isteğinin yok sayıldığı baskı ve şiddete dayalı bir devlet sistemi. Egemenler bu sömürü çarkının gidebileceği son noktaya kadar korunmasından yanadır. Türkiye, Kuzey Kürdistan’da demokrasiyle çözülebilecek çok ağır sorunlar mevcuttur. Kürt ulusal sorunu, azınlık milliyetler, din ve inanç özgürlükleri sorunları, örgütlenme, toplanma, fikir özgürlüğü, sendikalaşma, ekonomi ve devletin demokratikleştirilmesi istekleri, dinin devletin denetiminden çıkarılması, laiklik ve diğer toplumsal iyileştirilmeleri kapsayan demokratik istekler proletaryanın sınıf mücadelesinden ayrı değil, aksine mücadelemizin çok önemli bir parçasıdır. Bu bakış açısıyla devrimci proletarya faşist diktatörlüğe karşı demokratik cumhuriyetin gerçekleştirilmesi toplumsal isteklerin mücadelesini tanımlayan asgari programı kapsamında hedeflenenleri sosyalizm azami programına bağlı devrimci kitlelerin somut talepleri olarak ileri sürülmesi, bu isteklerin savunulması, yaygınlaştırılması sınıf mücadelesinin gelişimi bakımından son derece önemlidir. Reformculuk ile demokrasi mücadelesinin devrimci kavranışı bir birine karıştırılmamalı. Burjuvazinin kendini demokrasi temsilcisi gibi göstermesi, Türkiye’de işçi sınıfının yeterince demokrasi mücadelesinin biricik temsilcisi olarak öne çıkmamasının sonucudur. Halk için demokrasi kitlesel hareketin gelişmesi halinde burjuvazinin silah ve baskıya sarılacağı açık ve nettir. 

Emek ile sermaye çelişkisi diğer tüm toplumsal başlıca çelişmelerin çözümü üstünde etki gücüne sahip olduğuna göre, emek ile sermaye çelişkisini çözüme kavuşturacak sosyalist devrim bakış açısıyla ve ana halkasına bağlı diğer tüm toplumsal meselelerin çözümü mücadelesinin yürütülmesi objektif gerekliliktir. Sınıf savaşımı başarısı bu stratejik yönelimde ilerlemeye bağlıdır. Bu doğrultuda ilerleme gerçekleştiği oranda kapitalizme karşı devrimci işçi sınıfı mücadelesi güç kazanmış olacaktır. Bu nedenle halkın sırtına bindirilmeye devam edilen yüklere karşı birleşmek ve mücadele yürütme zamanıdır, evet durmak değil, mücadele zamanı.      

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Enes Kara eyleminde gözaltına alınan 83 kişi serbest bırakıldı

Cts Oca 15 , 2022
Print 🖨 PDF 📄 eBook 📱 Haber Merkezi: Gençlik örgütlerinin öncülüğünde Enes Kara için Taksim’de düzenlenen eylemde gözaltına alınan 83 kişi serbest bırakıldı. Kaldığı cemaat yurdunda gördüğü psikolojik şiddet ve gelecek kaygısı nedeniyle intihara sürüklenen Enes Kara için Taksim’de düzenlenen eylemde işkenceyle gözaltına alınanlar sabaha karşı serbest bırakıldı. Gözaltı araçları […]

Kategoriler


Translate »