ÇİNGENE – ROMEN VE BİZ

Fetih Doğan Koç

Tarih ve kültürel olarak yok edilmeye çalışsan bir halk Çingene – Roman halkı…

İnsanoğlunun tarihsel öyküsüne göz attığımızda iki ayrı gelişmeyi bir arada görürüz. Bir yandan daha iyi, daha güzel ve insancıl demokratik kültürün geliştirilip günümüze taşınması; diğer yandan insanın insanı aşağılayıp, yok edip, tarih sahnesinden silmeye çalışması.

İşte bunun için belli bir tarihi aşamada kendinden söz ettiren bazı halklar, ya topluca yok oldu ya da dönüşüme uğradı. Anadolu’da yaşayan birçok halkın tarih sahnesinden çekilmesinin nedeni budur.

Tüm dünyada çingeneler olarak adlandırılan halk kitleleri ise, yukarıdaki tarih bilgi ve bilincimize aykırı bir gelişme seyri izlemiştir. Çünkü Çingeneler, tarihin belirli bir aşamasında yaşayıp, devlet kurarak, insanlığa bir kültür mirası bırakıp, sonra yok olmuş bir halk değil; dün de bugün de çeşitli devlet ve toplumların egemenliğinde yaşamış, hemen her toplumdan dışlanmış, aşağılanmış, horlanmış, ezilmiş bir halk… Bu bağlamda tarihin bilinci açısından bildiklerimizin, ezberlediklerimizin dışında tarihi-toplumsal öyküye sahip…

Çingenelerin tarihi ile ilgili olarak çok fazla bilgiye sahip değiliz. Bu bile çingenelerin dramatik-trajik öykülerini anlatması bakımından tipik bir örnektir.

Çingeneler kendilerine çingene denmesini istemiyorlar. Çünkü dünyanın her yerinde bu ismin aşağılama, horlama, dışlama ile aynı anlama geldiğini düşünüyorlar; bu nedenle kendilerine Roman denmesini istiyorlar. Hem tarihsel öykülerin dramatikliği, hem de günlük yaşamda, toplum dışına itilmiş olmalarına inat ve altını çizerek roman olduklarını söylemelerinin elbette bir anlamı var. Var, çünkü Roman “iyi adam” anlamına geliyor. Yani bizler onları küçümsemek için inadına çingene derken, onlar inadına iyi adam olduklarına vurgu yapıyorlar. Bunun Roman halkı açısından hoş bir ironi olduğunu söylemeye bile gerek yok.

Romanlara ilişkin tarih bilgimiz ancak 1000 yıllarına dayanıyor. Hindistan’dan göç ediyorlar. Göç nedenleri bilinmiyor. Muhtemeldir ki kast sistemine dayalı Hindu uygarlığı bir biçimde Çingeneleri sürgüne zorlamış olabilir. Hindistan’dan göç iki koldan oluyor.

Birinci kol Kafkaslar ve Balkanlar üzerinden Avrupa’ya , ikinci kol, Pakistan, Afganistan üzerinden Suudi Arabistan, Ürdün, Irak, Mısır ve Filistin’e geliyor.

Avrupa’daki Romanların sayılarına ilişkin sağlıklı bilgilere sahip değiliz. Kimi kaynaklara göre 7 milyon, kimisine göre 2 milyon. Güvenilir bulduğumuz bir kaynağa göre, Avrupa’daki roman sayısı şöyle:

Romanya: 800 bin, Bulgaristan: 800 bin, Yugoslavya: 800 bin, Çekoslovakya: 600 bin, Macaristan: 500 bin, İspanya: 500 bin, Eski SSCB: 260 bin, Fransa: 250 bin,Yunanistan 500 bin,Türkiye’de 600 ile 800 bin arasında olduğu varsayılıyor.

Çingeneler kendi içlerinde üç ayrı gruba ayrılıyor: Kaldera, Gitano ve Manuşlar. Üçü arasında dil, din ve tabi ki kültür birliği yok… Bu nedenle tarihin hiçbir aşamasında ulus olamadılar. Zaten bu üç değere sahip olmaları için gerekli olan toprak ve toprak birliğine hiçbir zaman sahip olmadılar. Ulus bilinci olmayınca, aralarında dil birliğinin olmaması da anlaşılabilir.

Öte yandan, yaşadıkları her ülkede en alt meslekleri yapmaya zorlanmışlardır. Örneğin çöp toplayıcılığı, sepetçilik, demircilik, kalaycılık gibi. Dışlanan, horlanan Romanlar içlerine kapanmamışlar ve yaşamı eğlenceye dönüştürmüşlerdir. Bu nedenle, eğlenme ve eğlendirmeye dönük genetik özelliği “karakter” olarak oluşturmuşlardır.

Dünyanın her yerinde çingene ismi, hırsızlığı, cahilliği, bilgisizliği ve kültürsüzlüğü ifade etmek için kullanılmış ve kullanılmaktadır. Bu nedenle Romanlar, kendi tarihi isimlerinden utanmaya ve inatla çingeneliği reddetmeye başlamışlardır. Ve tabi tarihte hiçbir halk böylesine bir aşağılama ve horlanma yaşamamıştır. Böylesine ağır bir biçimde horlanmalarına rağmen hak arayıp itiraz etmemiş, tersine hep sinmiş, uysal olmuşlardır. Bu bile Romanların acılı, acıklı yaşamları açısından aydınlatıcı ipucudur.

Alman faşizmi ve çingene soykırımı

Avrupa’nın her devleti ve toplumunda en kötü meslekleri yapmaya zorlandıkları yetmiyormuş gibi, Hitler döneminde aynen Yahudiler gibi soykırıma tabi tutulmuşlardır. Ancak, dilleri, kültürleri, siyasetçileri, sanatçı ve yazarları olmadığı için, kendilerini anlatacak lobileri oluşturamamış ve soykırıma uğradıklarını bile kimseye anlatamamışlar, anlatmamışlardır. Bu nedenle, tüm dünya Yahudi soykırımını konuştu, uluslararası kuruluşlar protestolar yağdırdı; Almanya, resmen, tüm Yahudilerden özür diledi, ama hiç kimse çingenelerden bahsetmedi. Ve hemen hiçbir tarih kitabında, çingenelere yönelik soykırım dile getirilmedi. Buna ırkçı, aşağılayıcı tarih yazımı ve yorumu denilmeyecekse, neye denilecek?

6 Aralık 1942’de SS şefi Heinrich Himmer tarafından çıkartılan kararda “çingenelerin top yekün imhası” emredildi. Çingeneler Auschwitz gibi imha ve çalışma kamplarında, laboratuvarlarda öldürüldüler.

Faşist teorisyenler “Bu çingeneler, Avrupa’ya yabancı kanı taşıyorlar” diyorlardı. O dönemde çingenelerin sayısı bilinmediği için, Nazi kamplarında kaç kişinin imha edildiği soru işareti… Ancak en iyimser tahminle 500 bin kişinin öldürüldüğü bilinmektedir. Ve üstelik Nazi subayları söz konusu çingeneler olunca, zevkle gaz odalarına atılmalarını emretmişlerdir. Naziler, Almanya dışında Fransa’da 15 bin, Polonya’da 35 bin, Macaristan’da 28 bin, Rusya’da 40 bin çingeneyi yok ettiler. Avrupa’nın tüm ülkelerinin devlet ve toplumları tarafından küçümsendikleri için, Nazi soykırımına uğramalarına da hiç kimse ses çıkarmadı. Herhalde bir halk için böylesi bir durum acının da acısı bir gelişmedir.

Hayal kurmalarına izin vermedi egemen zihniyet

Romanlar, hiçbir zaman, bir toprak parçası üzerinde yaşayarak, gelenekten beslenen kültürleri ile gelecek hayali kurmadılar, kuramadılar. Çünkü geleceğe ilişkin hayal kurmanın yolu, tarihten beslenen gelenektir. Belleği, geleneği olmayan çingeneler bu nedenle gelecek hayali, tasarımı oluşturmadı, oluşturamadı…

Avrupa ve Türkiye’de yaşayan çingenelerin sayısı bilinmiyor. Bilinmemesi çok normal; çünkü birçok ülkede vatandaş olarak kayıtlara geçmediler. Türkiye’de 100 bin çingenenin nüfus kâğıtlarının olmadığı iddia edilmektedir.

Ne yazık ki Türkiye’deki çingeneler birçok ilimizde, halen göçebe yaşamına mahküm durumdadır.

Toplumun çocukluğu ile bireyin çocukluğu neredeyse aynı düşünce ve zihin faaliyetidir. İnsan, çocukluk günlerinde devasa hayaller kurar, abartı ve mecazlar kullanarak sanatçı gibi üretir.

Toplumlar da tıpkı insanın çocukluk dönemi gibi, efsane, masal, hikayeler üreterek, gelecek için tasarı ve modellendirme yapar.

Hemen tüm hakların temel bir yaradılış efsanesinin olmasının nedeni budur. Toplumlar, bilinç ve bilinçaltı düzeyinde efsanelerdeki kural ve değerlere, bilinç biçimlerine göre yönetilir, yönlendirilir. Buna toplumsal hafıza da diyebiliriz.

Efsane, masal, hikaye, atasözü gibi anlatı edebiyatı, toplumsal yaşamın tüm dokusunu kuşattığı; acı, keder, güzel, çirkin, iyi ve kötüyü ortaklaşa hissettiği zaman, toplumun bilinci, bilinçaltı ve belleği oluşmuş demektir.

Çingeneler, hiçbir zaman kendi kültür ve dillerini geliştirip, özgürce gelecek tasarlayamadılar. Masal, hikaye ve efsanelerini oluşturamadılar. Oluşturduklarını da gelecek adına, çocuklarına anlatacak ortamı bulamadılar. Çünkü tarihin hiçbir döneminde, kendileri için, kendilerine ait olamalarına izin verilmedi.

İşte bunun için çingeneler, yani Romanlar, ezilmiş bir halktır ve acılı, acıklı öykülerini, dünyadaki toplumlar tarafından bilinmemektedir. Çingene denilince genel toplum tarfaından eğlence merkezi ve mekanları olarak algılanmaktadır.

Hep, başka kültür ve efsanelerin, başka toplumların küçümseyici, aşağılayıcı, baskıcı tutumlarını yüreklerinde hissettiler. Böylesi baskıcı, dışlanmış ortamda demokratik çingene kültürünün gelişip serpilmesini beklemek elbette imkansızı istemek olurdu.

Herkesin dışladığı, Alman faşizmi ve diğer egemenler tarafından soylarını yok etmek istediği çingenelerin, birbirlerinden kopuk, birbirlerinin kültürlerinin farkında olmamaları ve örneğin kimlikleri ve sayıları ile ilgili olarak bilgisiz olmaları normaldir.

Evet, çingenelerin, çingene bilinci, bilinçaltları, bellekleri, tarihi, kültürel genleri henüz oluşmamıştır. Oluşturamamışlardır. Halen çocukluk günlerindedirler. Garip olan, bu halkın 21. yüzyılda halen çocukluk günlerini yaşıyor olması değildir; garip olan, bu kadar yıldır olgunlaşmasına, gelişmesine izin verilmeyen halkın, nasıl olup da ve halen bir biçimde çingene kültürünü yaşatıyor olmasıdır.

Öylesine dirençli bir halkmış ki, her şeye rağmen ve halen tam olarak asimile edilememiş, bir biçimde farklılıklarını, özgünlüklerini bugüne kadar taşımayı başarmışlardır. Ancak, sürecin zorluğu nedeniyle, çingene kültürü ve yaşam biçiminin bilinç düzeyine çıkması o kadar kolay olmamaktadır.

Fetih Doğan Koç

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Halkın Politik Temsilcilerine Kalkışılan Saldırıları Kınıyoruz- Devrimci Demokrasi

Çar Eyl 29 , 2021
Print 🖨 PDF 📄 eBook 📱 Faşist Türk devleti, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da karanlık kuyular kazarak yüz yılı bulan cellatlık misyonunu, dün olduğu gibi güncelde de Kürt ulusunu ve onun demokratik yaşam alanlarını boğmaya adaklıdır. Her geçen gün kolluk güçleri, besleme çeteleriyle Kürt demokratik yapısına ve çalışanlarına dönük medya ve […]

Kategoriler


Translate »